TD Menü
 Anasayfa
 Sohbet Videoları
 Sesli Sohbetler
 Sohbetler
 Sesli İlahiler
 İlahiler
 Mektuplar
 Hatıralar
 Öz Geçmişler
 Kur'an-ı Kerim
 İletişim
Canlı Yayın
Canli Yayini izlemek için tiklayin

Canlı yayın tarihleri:
Cuma: Cuma namazı sonrası (İzmir'e göre)
Cumartesi: 20.00 - 22.00
İlahiler
·Lâ ilâhe illallah.
·Aşk ile Allah dedikçe.
·N’olur halim Cân Sultanım !
·Hak’tır bizim sevdiğimiz
·Bize lütf-i Hüdâ’dır bu!
·İnsan olan anlar bizi.
·Hak aşkınız daim olsun.
·Kuvvet, kudret Mevlâ’nındır
·Hidâyet olmazsa Hak’tan,
·Niçin feryat etmez bilmem !
·Lâyık kul olmayı nasîb et bize.
·Bu âleme niçin geldin, görevin ne senin?
·Haremine gir, dedik de suç mu ettik?
·Nazarımız Hak’tır bizim
·Vicdân ile düşünsene!
·Uyandır kalbini, şükret.
·Âşık olana, Mevlâ cemâlini gösterir.
·Güzel ahlâk açar gönül kapısın!
·Kerîmsin Mevlâm, duamız kabul et!
·Hak dostuna gayriyet hiç yakışmaz.
·Yakar aşkın ciğerimi!
·Mevlâm hidâyet eylesin!
·“Re’sul hikmete mehafetullah”dır.
·Şuhût, tefekkürle Allah diyelim Hû Allah.
·Tevhidin özü budur.
·Sabırla selâmet bulunur inan.
·Harfle savtle olmaz îfâ !
·Îmânla ahlâkla varılır Sırr-ı Tevhid’e.
·Sevelim, sevilelim mü’min kardeşler.
·Estağfirullah, tevbe Ya Rab! diyelim.
·Sâdıklarla bile ol, gafillerle olma.
·Essalât u vesselâm Muhammed Mustafa’sına...
·Sen vallahi cân u cânânımızsın!
·Şükürler olsun Mevlâ’ya!
·Deme sakın: Ben dervişim.
·İmdâda yetişti Pîr Sultanımız.
·Tevbe et, pişman ol de Allah Allah!
·Hak’tır bizim şuhûdumuz.
·Gönül bize yârdan haber versene.
·Allah sana emretti.
·Hû derim Allah
·Yokmu bana el tutan?
·Dedim: Elhamdulillâh!
·Allah Allah diye diye.
·Hidâyet Allah’tan, gayrıdan bilme.
·Gel gitme yavrum gafil yoluna.
·Zâhir bâtın Hû’dur Allah.
·Uzak durma yakın gel
·Hamd ederim, Mevlâm sana.
·Dikkat et dostum, şekle aldanma.
·Her yüzden nazarım sen.
·Cânım kurban cânânıma.
·Ma’nâya gel ma’nâya.
·Ya Rab! Sen bu zâtın hikmetin bildir
·İlhâm ihsân et Allah’ım!
·Aşkın bana ver Allah’ım,
·Gündüz gece arıyorum.
·Dîvâne gönül aşka tutuldun!
·Gönüldedir zevk u sefâ.
·Sadâkatle gel, tevhide boyan.
·Pîr Seyyid’dir rehberimiz!
·Bâtıl bizim neremizde?
·Cân u cânânım merhaba.
·Sâdık olan cânlar gelsin.
·Sevgili Habîbinin hürmeti için et zuhûr!
·Mevlâm düşürme gaflete.
·Hamd et haline mü’minsin cânım.
·Cânda cânânını incitme sakın!
·Gönüllerde binlerce ah u feryat var.
·Yüzüne bakan sende hiç gayrullah görmesin.
·Hak rızası bundadır.
·Davet Hak’tan duysana.
·Zikrederiz Allah deriz.
·Zaferin mübarek olsun kardeşim!
·Hû Mevlâm Hû Mevlâm, aşkın bana ver Mevlâm.
·Yuvalarında huzûr sevgi ver Allah’ım!
·Hak mürşidden aldık ilham.
·Hak Lâ ilâhe illâllah...
·Kelâm anı anlatamaz.
·Hak hidâyet etmedikçe
·Telkînimiz rehber bize.
·Şâh-ı Merdân’ı önder bilelim.
·Sen kendini ne sanırsın?
·Mahrum olmaz Allah diyen.
·Âşıklıktır rehber bize.
·“Hesap, muhasebemde vekilim Allah’tır” de.
·Gayemizi dil ifade etmekten acizdir.
·Hû, lâ ilâhe illalah.
·Hamd ü senâ Rabbimize.
·Cân u cânânımsın benim !
·Şâhit Mevlâm kalbimize.
·Merhametin sonsuz senin!
·Hak zikrini verdin bize.
·Bize sâdık olan gelsin.
·Dosta vuslat etmek için.
·Sen öğrettin Cân Sultanım!
·Cân mürşitten olur ihsân.
·Rahmetinden mahrûm etme!
·Ne güzeldir, ne güzeldir!
·Âsân olur yollar sana.
·Hak Mürşidi bilmedikçe.
·Gel ey yolcu dinle sohbet.
·Gerçek insan işte bunlar.
·Himmet olur inan, şüphen olmasın.
·Bizi sevgine lâyık kıl Ulu Mevlâm!
·Ey Rabbim bizi mahrûm-i dîdar eyleme!
·Ne güzeldir ne güzel!
·İkrâm eyle, gül yüzüme.
·Himmet edin dostlar bize.
·Hak mürşitten olur ihsân.
·Bir lâhza ayırma beni senden!
·Allah Allah diye geldim!
·Ezelden Hak sözü vermiştir bunlar!
·İlâhî Rabbim, hikmetinden suâl olunmaz.
·Allah diyen âşıklarda kalmaz gam keder.
·Şükürler olsun Mevlâ’ya.
·Paha olmaz asla size.
·Çok şükür elhamdülillah!
·Asker oğlum göreslendik.
·Gönlümüze giren bilir.
·Şükrederim Rabbim sana.
·Kenz-i mahfinin sırrı onlarda.
·Emr-i Hak’tır ibadât u taat etmek,
·Sev mürşidi, gel sen bize.
·Lûtfet, kerem kıl cânânım benim!
·Beni benden alan sensin.
·Sonsuz hamd ü senâlar Mevlâ’ya!
·Hak zikrini ihsân etsin.
·Mevlâm yolun âsân etsin!
·İlahi Mevlâm rızandan ayırma.
·Allah sizden razı olsun!
·Her an diyem Allah Allah.
·Hak sevgisi var bizde
·Sohbetimiz dost iledir.
·Halk içinde mecnûn olan dîvâneye bak.
·Ârifiyet ver Allah’ım!
·Tenezzül, tevâzuyla gerçek insan bunlar.
·Gerçek insan, gündüz gece Allah der.
·Nazar kıl sen bu aleme, gör neler var...
·Rabbim sevgisine mazhar kılsın!
·Cânım Muhammed Mustafa.
·Buldum cânda cânânımı.
·Hak orucun kabul etsin.
·Bahr-i Ummân derler sana.
·Sonsuz rahmet ruhunuza.
·Haccımız mübarek olsun kardeşim.
·Mutlu olur sizi seven.
·Kâmil îmân ver Allahım.
·Birdir Allah yok şeriki!
·Sonsuz şükür Rabbimize!
·Himmetine her an muhtacız Efendim!
·Hak’tır bizim sevdiğimiz.
·Gelin yavrularım tevhide gelin.
·Beni ifna eden sensin,
·Zikret Mevlâ’yı Mevlâ’yı!
·Boşa durma, hikmet ara.
·Yol ver bize ulu dağlar, geçelim!
·Tut elimiz ezel-ebed.
·Biz, Melâmi kurbanıyız.
·Sonsuz hamd ü senâ Mevlâm!..
·Zikret Hakk’ı, gir meydana.
·Mutlak îmân telkîniniz!
·Bilmek için sâdık gerek!
·Hak mürşitten olur ihsân!
·Emre mutî olur isen,
·Mürşidimin telkînidir.
·Bayrağımın sallandığı yerdir vatanım.
·Allah Hak yolda bize anlayış versin.
·Vatandaki bayram başka!
·Kerim Allah, Rahim Allah!
·Dinin ahkâmı Şeriat’tır.
·Hakiki insan, Hakk’ı, bâtılı fark edendir.
·Hak’la bâtılı seçen îmânımız var!
·Cânda cânânla tevhit etmenin ta kendisidir!
·Enfüste, âfâkta ne varsa Hakk’ındır.
·Hak Resûl’e erem dersen.
·Mürşidimin nasîhatı.
·Nasip eyle Mevlâm bize!
·Hakk’ın muhâtabı insan.
·Şirk-i hafîden bizleri koru Mevlâm!
·Emre mutî olmak gerek.
·Ne güzeldir derviş olmak!
·Sermayemiz sadâkattir,
·Allah Allah Kerim Allah!
·Allah deyin huzûr bulun!
·Lütfet, kerem kıl âciz kuluna!
·Allah gönlünüzün muradını versin.
·“İhdinas sırate’l-müstakim”den gidenlerdir.
·Açar güller handân olur.
·Derdimin dermânısın Efendim.
·Sultanımız vardır bizim.
·Hak Erenler, aşka çare var mıdır?
·Rabbim rızandan ayırma.
·Nice yüz bin hamd ü senâ!
·Kâmil îmân kalbimizde.
·Ne güzeldir insan olmak,
·Bize âşık, sâdık derler.
·Cemrelerin var hikmeti
·İhvânımız urûç, nüzûl etmenin sırrını bilirler.
·Dikkat et kendine gel!
·Cân mürşidim cânım feda!
·Gelin Dostlar, aşk ile ALLAH diyelim!
·Allah şerrinden korusun!
·Bunlar, salât-ı daimün’dedirler.
·Kur’an-ı Kerim’in ikiz kardeşidir.
·Hakk’ın zikriyle feth u bâb olur dostlar.
·Ulu Mevlâm, hikmetlerinden suâl olmaz!
·Dikkat et, sakın taş atmayasın!
·Ya Rab, kul olabilmek için tut elimiz!
·Kerîmsin, Rahimsin Ulu Mevlâm!
·Sadâkatın rehber senin.
·Takdire razı olanlardan et bizi!
·Kullarının suçuna bakmazsın Mevlâm!
·Dikkat eyle, sohbet dinle!
·Ruhundan ruh verdin bize.
·Cânım kurban Mevlâm sana!
·Gül bizimdir, gül kokarız!
·İhsân eyle dervişlere!
·Nasip etti Mevlâm bize!
·Hak Resûl’ün vatanıdır.
·Lebbeyk Allahümme lebbeyk!
·Tefekkürle Allah deriz.
·Gel dervişim zikredelim.
·Gönül eri dervişlerdir.
·Lütf-i Hüda’dır,
·Yüzünüze âlem hayran!
·Mürşidimin ikrâmıdır!
·Telkînimiz mutlaktandır, renge şekle aldanmayız.
·Dosta vuslet etmek için
·Dostun haremine aşkla girenleriz!
·Ehl-i tevhit derler bize.
·Sevgilinin sohbetine gönül verenleriz!
·ALLAH diyen dil var bizde.
·Kur’an-ı Kerim’de hikmetler vardır.
·Mürşidin himmetiyle ilhâm olur Hak’tan bize!
·Keyfiyeti anlatamam!
·İstiyorum, ilâhiler yazayım,
·Anlatılmaz hâlimiz var!
·Dervişlerin emelidir!
·Râbıtanda bulacaksın
·Hak erenler safındadır.
·Melâmileriz!
·Melâmiyiz, zikrederiz.
·Şifa olan telkîn bizde!
·Emre sâdık olmak gerek!
·Haşret Mevlâm ihvânımız!
·Lütfeyle Mevlâm bize.
·Ehl-i tevhit nâra yanmaz.
·Cânım, ruhum mürşidimdir!
·Sâdık kuldan hacı olur.
·Haccen mebrûr inşaAllah!
·Gel dervişim bilişelim!
·Her hâliyle örnek insan!
·Aşkın bana hayat verir!
·Hak nûruyla çok güzelsin!
·Güzelliğin anlatılmaz!
·İlhâm olur Mevlâmızdan!
·Âşık, sâdık, ârif insan!
·İmtihandır dikkat eyle!
·Ben beni bilmenin hayrâniyem!
·Ben sanırdım zikrederim.
·Şayet dervişim dersen.
·Her gününüz bayram olsun !
·Gel, Melâmet sırrına gel...
·Ya Rab, bizi uzak eyleme Evlâd-ı Resûl’den!
·Sâdık kul ol, gel sen bize.
·Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !
·Derviş olamaz derviş !
·Sana saygı şeref bize!
·Huzûr ver Allah’ım ümmet-i Muhammed’e!
·“Vatan sevgisi îmândandır!” bunu bilelim.
·İslâm’ın dışında yol arayanlar.
·Dervişler güzel ahlâkla sevilirler.
·Yolunuz açık olsun!
·Fenafillâh vardır bizde.
·Tevbe, istiğfar var dillerinde.
·Bize hayat O’ndan gelir.
·Bilen, bilinen birdir.
·Halde tevhid edelim.
·Kâmil îmân buna derler!
·Perde hicap olmaz size.
·Güzel ahlâklarıyla sevilir bunlar!
·Bağlantısı zikrullahtır.
·Gelin dostlar muhabbete!
·Hikmetler var dervişlikte
·Güzel ahlâk yolun açar.
·Hakk’ın takdîrine razı olacaksın!
·Hak o zaman razı olur!
·Aşkta mihmânımdır benim.
·Hak yolunun sâdıkıyız.
·Melâmiler derler bize.
·Halk yüzünden Hakk’ı sevsin.
·Zikrederim Allah derim.
·Razı olur Rabbin senden.
·Râbıtamız Hak’tır bizim.
·Şekilde kalma, gel ma’nâyı fehmet!
·Kar kapadı yolumuzu.
·Ulu Mevlâm bizi mahrum eyleme!
·Sonra pişmanlık fayda vermez...
· Emre sâdık dervişleriz
·Dosta vuslat etmek için
·Hak erenler bu yoldadır
·Hak mürşidin telkîniyle
·Hû desin Mevlâm
·Nasip eyle Mevlâ cümle ihvana
· Allah diyelim Allah
·Hak yoldadır can dervişler

Toplam 307 İlahi kayıtlı
  Bu Sayfayı Yazdır   Bir Arkadaşına Gönder


Yürü yavrum Hak Rasulün izinden yürü

04. 02. 2001

Ehl-i sünnet olmayanlar, Melâmi olamaz.
         Kur’an yolundan gitmeyenler huzur bulamaz.

Şeriatı  olmayan,  Hakikata  eremez.

Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

         Ehl-i Tevhît helâlle, harâmı fark edendir

         Bunları fark ettiren de Kur’an-ı Kerim’dir.

         Kur’an-ı Kerim peygamberin mu’cizesidir.

         Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

Huzuru, Hak Resûl’ün yanında bulacaksın.

Emrolunduğun gibi dosdoğru olacaksın.

Nispet varlıkları Hak emriyle atacaksın.

Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

         Ulu Mevlâ’nın haremine aşkla girilir.

         Sevgiye mazhar olanlar, elbette sevilir.

         Halde tevhît edenlere “Buyurun!”denilir.

         Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

Kurb-u ferâizi, nevâfili bulacaksın.

Makâmat-ı tevhîti aşkla yaşayacaksın.

Kur’an’ın hikmetlerini böyle çözeceksin.

Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

 

         İçin, dışın abdestli, tertemiz olacaksın.

         Uzaklarda sandığın kendinde bulacaksın.

         Dil tarif edemez, hâlini yaşayacaksın.

         Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

Hak mürşidin telkîni yolları açacaktır.

Gaflet perdesi kalkar, göz Hakk’a bakacaktır.

Enfüs, âfâk bir vücut,  gayrı ne bulacaktır?

Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

 

         Vahdet kesret bir oldu, bunu edelim şuhûd.

         Kulluk bizim şanımız, gelin edelim sücûd.

         SABRİ, miraç edenler, ederler hep teşehhüd

         Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü !

                                                             18. 6. 1993

 

Ehl-i sünnet olmayanlar, Melâmi olamaz.

Bir var kurb-i ferâiz, bir var kurb-i nevâfil. Kurb-u nevâfil, sünnettir. Yani Hazretü’l-Cem zevkiyle kul olamayan, Hz. Muahmmed’i enfüsünde taşımayan, sırrına sırdaş olamayanlar, Muhammedî olamazlar. Tafsilâtı bilmeyenler, helâli harâmı fark etmeyenler, ahkâm-ı şer'iyye, ahlâk-ı Muhammediye ile giyinmeyenler melâmi olamaz.

Biz silkelenme yapıyoruz. Ehl-i sünnet diyerek Muhammediyetimizi izhar ediyoruz. Bu  nasıl bir koruma, nasıl bir hatları çizme! Bu güzergahın içerisine rasgele olmaz...  Orası edep. Baş ifade değil mi: Ehli sünnet olmayanlar melâmi olamaz! Biz de melâmiyiz diyen masonikler, ahkâmsızlar, erkânsızlar, edepsizler buraya giremezler.

Kur’an yolundan gitmeyenler huzur bulamaz

Huzura çıkamaz. Vuslat-ı yârla halvet olamaz. Yol, ihtinas sıratel mustakim. Ne kadar güzel! Kur'an yolu. Bize Kur'an-ı Kerim’in hem zahirî yolu,  hem batınî  yolu. Biz Kur'an-ı Kerim’in bir tarafını alır da bir tarafını almamazlık edemeyiz. Cüzünden feragat küllünden ferâgattır. Biz Kur'an-ı Kerim’in virgülünden ferâgat edemeyiz. Biz bâtınını aldık, diyorlar.

Bizden olmayanlar diyorlar ki: “Biz onun hikmet tarafındayız. Biz onun kemmiyetinde değiliz. Orucunda, namazında, haccında, zekatında değiliz. Biz onun keyfiyet tarafındayız. Edep yahu!.. Biz muzu yeriz ama kabuğunu istemeyiz. O kabuğuyla olur. Onun ahkâmı kabuğudur. Şeriatı olmayanın, hakikatı mümkün değildir.

Kur'an’ın hem zahirî yönü, hem batınî yönü. O bir bütündür. Zâhiri yönü tafsilât-ı Muhammediyedir. Hazretü’l- Cem’dir. Ehl-i sünnet olandır. Bütün erkânı adâbı kendinde toplayandır. Bâtınî yönü de, hikmet yönü de kurb-u ferâizdir, Makâm-ı velâyettir.

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

[1] ¢é¨£ÜÛa ¢á¢Ø¤j¡j¤z¢í ó©ãì¢È¡j £mb Ï  é¨£ÜÛa  æ좣j¡z¢m ¤á¢n¤ä¢× ¤æ¡a ¤3¢Ó

 “Habîbim Allah’ı  severim diyenlere  söyle. Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun.” 

Ben onun hikmet tarafını, Allah tarafını alırım da peygamber tarafına, onun ahkâmına, onun icraatına ,onun muamelatına giremem diyor. Mümkün mü yahu! Allah diyor ki “Beni seven Muhammedime tabi olsun.

[2]7aì¢è n¤ãb Ï ¢é¤ä Ç ¤á¢Øî¨è ã b ß ë ¢êë¢?¢? Ï ¢4좍 £?Ûa ¢á¢Øî¨m¨a ¬b ß ë

“Ve mâ âtakümurresûlü fe huzuhu” Taraf-ı âliyemden habîbim neyi getirip alın dediyse, onu alın. Ben neyi verdimse onu alın demiyor Allah. Allah’ın dışında bir Muhammed, Muhammed’in dışında bir Allah arâmak gafillik işidir. Allah’ı Muhammed’i bir vücut görme arifiyettir.

Kur'an yolundan gitmeyenlerin huzur bulması mümkün değildir.        

Şeriatı  olmayan,  Hakikata  eremez, çünkü o hakikat o şeriatın içindedir. Mektup-zarf. Ben zarfı istemem, mektup isterim. Onun harem-i ismetidir, mahremiyetidir, onsuz olmaz o mektup.

Orada dört satırlık bir kıta okudunuz ve nihayet diyor ki “Yürü yavrum, sen, Hak Resûl’ün izinden yürü!” Bunu yazdık ki, bundan 50 sene, 100 sene sonra gelip  melâmete sızmalar olmasın, bizden olmayanlar, gayrı meşru olanlar girmesin diye. Cenâb-ı Hakk’ın bir lütüf, keremidir bunun yazılması.

Ehl-i tevhît helâlle harâmı fark edendir.

Ehl-i tevhît! Neyi tevhît ediyoruz? Allah ve Resûlünü. Tevhît etme, birleme. Ehl-i tevhît, velâyetle nübüvveti kavseynde tevhît ediyor, birliyor. Farzla sünneti vacipte birleştiriyor.  Ehl-i tevhît, şeriatla hakikatı bir vücut hâlinde görüyor. Ehl-i tevhît, helâlle harâmı fark edendir. Sen harâmı, helâl gibi şapur şupur yersen olmaz o. Ölçü, ayar, nizam ve intizam, helâlle harâmı fark etmektedir.

Bunları fark ettiren de Kur'an-ı Kerim’dir.

Bizim Kur'an-ı Kerim’e böyle sıkı yapışmamızın bir nedeni, Kur'an’sız kaldı bir devir. 59-60 senelerinde burada biz de melâmiyiz diyenler Kur’an’sız hareket ediyorlardı. Rasgele birkaç kelime söylüyorlardı, bu hadîstir diyorlardı. Hadîste yeri yok onların. Yalan yanlış Kur’an, indi mânâlar...

O bozuk düzende baktım adam fetva veriyor: “Kadına namaz farz değildir.!” “Sohbet olurken ibadete lüzum yoktur!” deyip fetva verenler, Kur’an-ı Kerim’den haberi olmayanlardır.

Kadına ne zaman farz değildir? Akıl baliğ değilse, aybaşı halindeyse, doğum halindeyse, doğum yapmıştır... Olmayacak zamanları vardır. “Kadın yemek yapıyor, çocuk büyütüyor, ona farz değil.” Küfürdür bu ifade. Kur’an-ı Kerim’in zâhirini bilmeyen, hakikatına hiç giremez zâten.

Kur’an-ı Kerim mu’cize-yi Muhammediyedir. Zâhiriyle, bâtınıyla hikmetler hazinesidir.

Huzuru, Hak Resûl’ün yanında bulacaksın.

Bir soru sorarsınız: “Biz Hak resûlün yanına nerden varacağız da huzuru orda bulacağız. İzini nerde bulacağız da gideceğiz?”

1400 sene evvel Mekke-yi Mükerreme’de doğmuştur, 63 yaşında iken Medine-i Tâhire’de vefat etmiştir. Nasıl bulacaksınız izini? Nasıl zevk edeceksiniz? Nasıl yanına varacaksınız?

Peygamberin mânâ yönünü bulacağız, hikmetler yönünü bulacağız. Bıraktığı iz, ayak izi değildir. Sözüyle sohbetiyle kurb-i ferâiz, kurb-i nevâfiliyle, Kur'an’la, hadîsle ancak O’nun yolundan, izinden gidilir.

Huzuru, Hz. Muhammed’i lisâna getiren, tevhît eden, Allah ve Resûlünü tevhît edip meriyete getiren bir mürşid-i kâmilin yanında bulacaksın.

Allah o Hak mürşidin himmetini üzerimizden eksik etmesin. Velâyet sahibidir, kelâm-ı Hak’la sohbet eder. Nübüvvet sahibidir, Muhammediyetle sohbet eder.

-Biz şimdi ashâb değiliz.

-Tevbe tevbe yahu.

-Ashap değiliz demekle peygamberin o 63 senelik hayatında yanında değildik; mânâsında vardık. Ama Peygamberimiz (asv) “Hz. Adem toprakla su arasında çamur olduğu zaman ben nebi idim.”buyuruyor.

 Demek ki Hz. Muhammed’in bir evveliyatı var ki, hikmetler hazinesi, nûr-u Muhammedî. O hâlâ devam etmekte. Onun kesafetinden daha kıymetlidir onun letafeti, bizden size konuşan yönü. Allah o Muhammediyetten bizi mahrum etmesin.

Ehl-i tevhît diyoruz ya! Madem mânâsı, hikmeti, hakikatı ortada yoksa, nasıl ehl-i tevhît olacak insan? 

Yürü yavrum, sen, Allah ve Resûlü’nü tevhît etmiş, meriyete getirmiş, velâyette Hakk’ın tecellisinin mazharı, yani kurb-i ferâizi zuhûra getirmiş, kurb-i nevâfili zuhûra getirmiş bir Hak mürşidle yürü.

Ehli sünnet olmayanlar, melâmi olamaz. Allah ve Resûlü’nü tevhît etmiş velâyetiyle, nübüvvetiyle. Kavseyne getirmiş. Huzur, Hak resûlün yanında, başka yerde huzur yok. Huzur orda, sevgi orda, muhabbetullah orda. O zaman peygamberi görüp de ashab olmayanlar, ama bugün O’nun mânâsıyla haşir neşir olanlar.. Ben onlarla değişir miyim?.. Allah bize bu yönde anlayış versin, ilham versin, feyiz versin.

Emrolunduğun gibi dosdoğru olacaksın.

Ben sorarım size: Siz nasıl emrolundunuz? Cân mürşidimiz emir verdi, zikr-i daimiyi verdi. Nispet fiilden fiilullaha geçeceksin. Nispet fiili at. Atar mısın yok! At. Nispet sıfatı at, sıfatullahın mazharı ol. Nispet vücudu at, vücudullahın mazharı ol. Zât-ı Hakk’ın mazharı. Nerde emrolundun? Cân mürşidin himmet etti. İhdinas sıratel mustakim. Sırat-ı mustakimden yürü, gayrullahtan çek elini. Bir âyet vardır:

[3] p¤?¡ß¢a ¬b à × ¤á¡Ô n¤b Ï “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Onun hakiki manası “Mürşid-i kâmile cân ı gönülden bağlan.” Allah Hak mürşidin himmetini üzerimizden eksik etmesin!

Nispet varlıkları Hak emriyle atacaksın.

Nispet fiilden, nispet sıfattan, nefsânî  olan gayrıyetten kurtulup, nispet varlıklarını, perde olan varlıklarını, seni uzak gösteren, gayrı gösteren varlıkları Hak emriyle atacaksın. Mürşidi Hak bil Hakk’ı seversen. Hak dedik mi nerde Hak bulacaksınız? Hakk’ın emrini nerden alacaksınız?

Bana Hakk’ın emrini cân mürşidim söylerdi. Kelam-ı Hak’la söylerdi.

“Talibi bu sözü kendinden demez

Kelam-ı Hak ile söyledi meğer.”

Benim mürşidim diyor ki: “Arkamda başka bir şey arâmayın.”  

Allah duvardan konuşmaz. Hak, emrini kendi lisânıyla ifade etmekte, konuşmakta. İsterim ki, siz de kelâmı Hak’tan duyasınız. İyi olur değil mi? İnşaAllah!

Onun izi, ahkâm-ı şer'iyye, ahlâk-ı Muhammediye! O’nun izi, ilm-i tevhît, ilm-i hakikat, ilm-i ledün, mânâ ilmi.

         Ulu Mevlâ’nın haremine aşkla girilir.

Aşksız, muhabbetsiz olur mu derviş? Harem-i ismete gireceksin, sevgiliyle hemdem olacaksın, aşk çok önemli. Harem-i ismette âşık maşuk, buluşur, bilişir,

Ulu Mevla’nın haremi, makâm-ı velâyetidir. Hak ile Hak olma yeri. Vusleti yârla halvet olma yeri. Ulu Mevlâ’nın haremine aşkla girilir, aşksız  olmaz.

Sevenler sevilirler. Ne mutlu! Halde tevhît edenler! Biz gelecekte mi tevhît edeceğiz yoksa şimdi mi? Geleceği yakalayamıyoruz, hep ileri gidiyor. Ama hâli yakalarsak, hem geleceği hem geçmişi yakalamış oluyoruz. Çünkü geçmiş de halden geçecek, gelecek de hale gelecek. Hâli yakalayalım. Hâlde tevhît edebilme. Kelam-ı Hak’la sohbet edebilme. Allah’ın nuruyla nazar edebilme. Sohbeti Hak’tan dinleme. An kemâ kan. Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem. Önemli olan kesafetten letafete geçip, halde tevhît edebilme.

Hâlde tevhît edenlere buyurun, size perde yok. Len terani yok, Hz. Musa’ya dediği gibi. Allah Hak mürşidin himmetini üzerimizden eksik etmesin! 

O ilham, emir senden, söz senindir. Çok önemli. Bu izden gitmezsen, hâle ulaşamazsın, harem-i ismete giremezsin. Vuslat-i yarla halvet edemezsin. Zevk u sefasına eremezsin, O’nun izinden gitmedikçe. Yani merâtib-i tevhît, makâmât-ı tevhît. Onun izi ahkâm-ı şer'iyye, ahlâk-ı Muhammediye.

Kurb-u ferâizi, nevâfili bulacaksın.

Kurb-u ferâiz, farzla vuslat. Nevâfille kurbiyyet, nafilelerle vuslat. Onun izinden giderken kim götürür? O izden gene kendi götürür. Onun vekâletini yapan mürşitler getirir. Kurb-i ferâizi, makam-ı velâyet, kurb-i nevâfili, makam-ı Hazret bunları aşkla yaşayacaksın.

Kur’an’ın zahir yönünü tefsirlerle çözersin. Arapça grâmeri iyi bilen, onun zahiri mânâsını çözer. Kur'an’ın hikmetlerini, ilm-i hakikatini, hikmet ilmini merâtib-i tevhît, makâmât-ı tevhît ile çözeceksin. Kurb-i ferâiz, kurb-i nevâfilin zevkiyle.

Makâmât-ı tevhîti aşkla yaşayacaksın. Tevhîtin makamlarını aşkla yaşayacaksın. Nedir o aşkla yaşanacak olan?

[4] 6¡é¨£ÜÛa ¢é¤u ë  £á r Ï a좣۠ì¢m b à ä¤í b Ï “Fe eynema tüvellu fesemme vechullah” Nere dönsen Allah’ın cemâli. Bunu aşkla yaşayacaksın. Tafsilât-ı Muhammediyede zâhiri halk ile bâtını Hak şuhûduna ereceksin. Kur’an’ın hikmetlerini mürşid-i kâmilin telkîniyle, merâtib-i tevhît, makâmât-ı tevhît ile çözeceksin. Hikmetlere râm olacaksın. Allah Hak Resûlün izinden ayırmasın.

İçin, dışın abdestli, tertemiz olacaksın.

Öyle bir sahneye giriyorsun ki, Hz. Musa’ya

[5] 7 Ù¤î Ü¤È ã ¤É Ü¤b Ï “fahla’na aleyk” Nalınlarını çıkart, dendi. Dikkat et! Nalından maksat, düşünceni, beyninde Hak’tan gayrı ne varsa at, varlığından, benliğinden soyun, mukaddes vadiye geliyorsun. Hem için hem dışın abdestli olacak.

İçin abdestli, nispet fiil yok, nispet sıfat yok, gayrıyet yok, pırıl pırıl tertemiz. Zikrullah ile nispet fiilden fiilullaha geçmiş, nispet sıfattan sıfatullaha geçmiş, nispet vücudundan soymuş onu mürşid-i kâmil, zât-ı Hakk’ın mazharı kılmış. İçin Hak ile tertemiz, zikrullah ile. Dışın boy abdestleriyle, ahkâm-ı şer'iyye ile.

Peygamber mi’raca davet ediliyor, hemen kalkıp abdest alıyor.

Uzaklarda sandığın kendinde bulacaksın.

Başka ifade kullanamıyorum. Yüksek tahsilli birisi değilim. O kadar iyi bilmiyorum. Ne kullanayım şimdi? Kimisi Tur-u Sina’ya gitmiş, kimisi göklere çıkmış, bir yerlerde aramışlar. 

[6] ¡?í©? ì¤Ûa ¡3¤j y ¤å¡ß ¡é¤î Û¡a ¢l ?¤Ó a ¢å¤z ã ë “ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd.” Biz şah damarından daha yakınız. Uzaklarda sandığın kendinde bulacaksın.

Kendini nerde bulacaksın? Kendini “men arefe nefsehu fakat arafe rabbe” nefsine ârif olacaksın. Kendini kendinde bulacaksın. Kendini velâyette bulacaksın. O makam-ı velâyette, enel Hak sırrına ermede, kendini bulacaksın. Kendini zâhiri halk ile bâtını Hak olmada, tafsilât-ı Muhammediyede bulacaksın. Ademiyette bulacaksın. “El halku hüvel Hak” sırrının mazharı olacaksın.

İçin dışın abdestli tertemiz olacaksın. Sen mukaddes vadiye giriyorsun. Dünyâ ile girilmez, ukbâ ile girilmez. Dünyân var, dön, ukbân var, ahiretin var, cennetin var, günahın, sevabın var, dön. Olmaz! İçin dışın tertemiz gayrullahtan. Vuslat-ı yarla halvettesin, celvettesin, dost ile vuslettesin. Nere gitseniz bunu başka türlü söylemiyecekler, onlar da bizim gibi söyleyecekler. Biz o insanı öyle bir yere getiriyoruz ki... Vuslat-ı yarla halvete getiriyoruz. Halvete giren kişinin elbetteki içi de dışı da tertemiz. Öyle bir sultanın haremine giriyorsun ki, kalplere şahit. Ve yuşidullaha ala mafi kalbi. Öyle bir mukaddes vadiye geliyorsun ki Hz. Musa’ya   “soyun!” dendi.

Uzaklarda sandığını kendinde bulacaksın. İlikten, damardan, cândan içeri vuslet edeceksin. Uzaklığı kaldır aradan. Çünkü boşluk yok ki uzaklık olsun!  Vallâhu muhit. Allah’la boşluk yok ki! Uzaklarda sandığın zannın, evhamın kalkacak aradan. Ama için dışın tertemiz ol ki, bu harem-i ismete, bu halvet-i yârla vuslete, bu hikmetler hazinesine giresin.

Men aref sırrına er, ko gafleti,

Gör ne remz işler bu insan sureti

Haşri neşri tamuyu hem cenneti

Gayre bakma sende iste sende bul yahu.   

Dil tarif edemez, hâlini yaşayacaksın.

İşte zâten evlâdım, tevhît ilmi, hâl ilmidir. Ben neyi tarif edeyim, kimi kime anlatayım? Bir tarif istiyorsan benden buraya kadar artık. Birşeyler söylenir. Bîhuruf u lafz u savt sohbet bilen anlar bizi. Dil tarif edemez artık, dil kalkar aradan.  Kelam yok burada, ifade yok. Bunun hâlini zevken halen yaşayacaksın.

Bu kişiye sen neyi vadedebilirsin? Gelecek mi va’dersin, geçmişten mi haber verirsin? Dil tarif edemez... Hâliyle hâllenip zevkiyle zevkiyap olma, Allah bütün ihvânımıza nasip eylesin.   Bu hikmetler, bu hakikatlar, bu vuslatlar bunlar hep Hak Resûlün izinde. Bu erkanda, bu âdâpta.

 Hak mürşidin telkîni yolları açacaktır.

Daha açık bir ifade geldi şimdi. O Hak mürşidin telkînidir, vuslatın yolunu açan, hâlvetin yolunu açan. O izde Hz. Muhammed’in yanına, özüne, mânâsına vuslat etmenin yolunu Hak mürşit açıyor. Şimdi tarife girmeyeceği anlatmaya kalkmayalım.

Biat-ı Hakk’ı Muhammedden kılanlar merhaba!

Gaflet perdesi kalkar, göz Hakk’a bakacaktır.

O telkîn gaflet perdesini kaldırıyor. Gafillik gidiyor, âriflik geliyor. Geleceği beklemek, bir gaflet perdesidir. O perdeyi kaldırıyor. Yürü hâl ehli ol! Nispet fiilden, nispet sıfattan, nispet vücuttan vucüdullaha geçmek! Zannı, evhamı, acabayı yıkmak. Göz Hakk’a bakacaktır.

Aç gözünü hikmetle bak.

Görünen değil mi Hak!

Enfüs âfâk bir vücut, gayrı ne bulacaktır?

Enfüs âfâkı bir vücut yapan cân mürşidin telkînidir.

Bakınız Hak resûlün izinden gidenlere ne müjdeler var! 

Vahdet kesret bir oldu, bunu edelim şuhûd

Ne yapalım vahdet kesret bir olduysa? Elhamdulillah! Ya rabbi şükür! Kesret vahdet bir oldu, bana ilân ediyorsun, yâni beni bana anlatıyorsun. Ne diyeyim sana şimdi? Allah razı olsun, sağol! Şuhût edebilme... Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muahmmeden resûlullah doğuyor, bunu şuhûd  edelim.

Kulluk bizim şanımız gelin edelim sücûd.

Zâten kesret ve vahdeti bir görenler, ancak rızaen sücûd edebilirler. Şahâdete ermişler, hikmetlere râm olmuşlar, perdelerden geçmişler. Sevmişler, sevilmişler, bir âlem olmuşlar. Şânımız kul olmaktır. Gelin secde edelim. Şükren secde bu zaman olur. Rızaen secde bu zaman olur.       

SABRİ, miraç edenler, ederler hep teşehhüd.

Mi’raç edenler, teşehhüd ederler, şahâdet ederler, vuslet ederler. Peygamber şahâdet makamına yükseldi de ettahiyyatu okudular Allahla.

Nasıl okudular? Vallahi çok iyi, işte böyle!.. Başka türlü okumadılar. “Essalatü miracü’l-mü’minin.” Miraç edenler,  dostun haremine girenler.  İşte hep miraçtan bahsediyoruz. Bütün dava, incelikler burada. Uruç eder, sohbet eder, şahâdete erer, hikmetlere râm olur, vuslat-ı yârla halvet eder.

Sonra? Kulluk bizim şânımız.

Dervişâna diyor ki bu zât-ı muhterem: Ne kadar vuslet-i yârla halvette isek, celvette isek, zevk u sefâda isek, gelin zevken, rızaen, Allah rızası için secde edelim. Miraç edenler hep teşehhüt ederler, yani vuslat-ı yârla öyle bir halvete girerler ki, öyle bir şahâdete girerler ki, görerek, bilerek, yaşayarak, zevk u sefâsına ererek.

Yürü yavrum başka yerde yok selâmet, saadet. Öyle bir çizgi çizilmiş, öyle bir kale içine alınmış ki, bak nasılmış miraç?! Nasıl giden, kiminle giden? Sızıntılara yer yok. Bizden olmayanlar giremez. Yani Muhammedî olmayanlar giremez. Merâtip ve makâmât zevkiyle girilir.

Allah bize anlayış versin.

Âşık olacaksınız, sadık olacaksınız, ama illa ve illa ârif olacaksınız. Tevhît bir kişiye hayat nizamı, şahsiyet kazandırır. Hayat nizamını en iyi şekilde ayarlaması. Nizamlı, intizamlı yetişmesi. Tevhît o insanı insan-ı kâmil durumuna getirir. Sözü kontrollü ve murakabeli. Ölçüsüz ve ayarsız ağzından söz çıkartmayan.

Biz tevhîte intisap ettik ârif insan olmak için. Anlayışlı, her hâliyle örnek insan. İnsanın ayarını düşüren nefs-i emmaredir. İnsanın kıymetini sıfırlayan inattır, hasettir, öfkedir, gururdur, kibirdir. “Bırak şunu cânım insan değil!” Tabi değil! İnsan, tevhîdin sayesinde bütün nefsânî şeylerden arınandır. Kâmil insan, ekmel insan, mükemmel. Sözünde sohbetinde nefsânîyet yok. Hani ne demişler: “Söz bilirsen söyle de herkes sözünden ibret alsın, hisse alsın / Söz bilmezsen sus sus da seni insan sansınlar.”

İşte ağzımızdan çıkacak olan sözün kontrolünü murakabesini önceden yapmalıyız. Bir ehl-i tevhît niçin, niye, neden, hayır öyleydi, böyleydilere takılmaz. Bir ehl-i tevhît hâl sahibidir, düşünen insandır. Sözünde hikmet ve mânâlar vardır. Mânâsız, hikmetsiz söz, laf ve güzaftır, hiçbir şeye yarâmaz. Bizim dostlara tavsiyemiz günden güne derecelerini yükseltsinler, ayarlarını yükseltsinler. Tüketicilikten üreticiliğe geçsinler. Yani düşünen insan, tefekkür eden insan, ehl-i mânâ, ehl-i Hak, ehl-i irfan, kemâl ehli olsunlar.

Bu neyle olacaktır? Şu bir gerçek ki zikrullah ile! Zikren kesira, çok zikir yapacak. Bir hanede, bir insanda sürtüşme, sıkıntı, bunalım varsa zikir yoktur. Zikrin girdiği yere hiçbir kötülük giremez. Işıktır o. Lâmba yandığı zaman karanlık gelebilir mi? Gaflet bir karanlıktır. Zikrullah onu kaldırır. Ey îmân edenler çok zikrediniz.

[7]  æì¢z¡Ü¤1¢m ¤á¢Ø £Ü È Û a¦?î©r ×  é¨£ÜÛa aë¢?¢×¤?a ë

  “Vezkürullahe kesiran leallekum tuflihûn” çok zikredin ki felâh bulasınız, huzur bulasınız, kurtuluşa eresiniz. Kurtuluşu, huzuru daima zikrullahta bulacağız. Bir insan vücudunda zikrullah varsa, nizamiyesinde nöbetçi vardır, yabancı giremez.   Dervişlerimizden istediğimiz şey, telkîne sadık olmalarıdır. Telkînin dışına çıkan, rayın dışına çıkmış demektir.

Âşık, sadık, ârif insan olacaksın. Kiminle görüşsen, bir çocukla görüşsen dahi o çocuğa konuşman gene çok dikkatli, ölçülü olmalı. Bu çocuktur, ne olacak, dememek! Sen onunla ayarını bozmayacaksın. Daima nizam ve intizam üzerine. Ehl-i tevhît, tevhîdin ehli, Hakk’ın ehli demektir, ehlullah demektir. Allah’ın ehli olma! Allah onun güvenini üzerine alıyor. Benim dostum diyor, benim ehlim.  Sevdiğim kulumun dili olurum, gözü olurum, kulağı olurum, eli ayağı olurum. 

Kimdir sevdiği kul? O’nun ehli olanlardır. Allah’ın sıfatlarını rızası üzerine taşıyanlardır. Kimdir Allah’ın ehli? Fenâfillahtan süzülmüş, Hakk’ı diyet etmiş.

Günden güne kemâlimizin tecelli etmesi, aşkımızın, zevkimizin, muhabbetimizin tecellî etmesi. Günden güne farka gelebilme.

İnsanlar arasında bir tartışmaya girildiği zaman beklemeyin ki, o insanlar sizi idare etsin. Beklemeyin ki, onlar sizin seviyenize çıksın da sizinle mutabakat sağlasınlar. Siz idare edeceksiniz. Onların eksik hareketlerinden ötürü, onları kırmayacaksınız. Onlara, suçlu diye damgayı alınlarına vurmayacaksınız; suçunu sileceksiniz.

Düştüyse, kaldıracaksınız, kalkarsa, “sen kalktın, istidadın, kâbiliyetin vardı.” Ben kaldırdım, yok!  Kişiyi suçlamakla, eksik görmekle bir yere varamayız. Kişinin eksikliğini örtebilme, affedebilme. Onu düştüğü bataktan kurtarabilmek için, onun iyi taraflarından bahsedeceksiniz: “Siz kâbiliyetlisiniz. Siz bu işi halledersiniz!” Düşene, düştün demek olmaz. Çamurlanmış insan, pislenmiş, “Sen pissin!” denmez. Onu kaldırabilme.

Bizim görevimiz afta yarışma, sevgide yarışma, tevazuda yarışma, iyilikte yarışma! “Sensin pis!” diyecek. Niye dedirtiyorsun kendine pis? Belki de arkasından küfredecek.

Biz idare eden olacağız; idare edilen değil! Öyle bir duruma düşüp de idare edilmeye muhtaç olursan, ehl-i tevhît olamazsın. Arkadaşlar arasında sevgi gösteren, hoşgörüyle tatlı dille muamele yapabilme. Görevimiz iyilikte yarışma. Halkın yüzünden Hakk’ı sevme. Kime cephe alacaksın? Halk, Hakk’ın gayrısı değildir. O bilsin bilmesin, sen bil!

Öyle tevazulu hareket et ki, öyle ihsânlı, ikrâmlı ol ki, ellerine kapanırlar. Hayat boyu kimse iyiliği mağlup edememiştir. Biz iyi insan, iyiliğin yanında olan, hoşgörülü, tatlı dilli olmalıyız. Allah ihvânımıza anlayış versin.

 ¤á¡è¡2ì¢ä¢u ó¨Ü Ç ë a¦?ì¢È¢Ó ë b¦ßb î¡Ó  é¨£ÜÛa  æë¢?¢×¤? í  åí©? £Û a

[8]ž¤? üa ë ¡pa ì¨à £ŽÛa ¡Õ¤Ü  ó©Ï  æë¢? £Ø 1 n í ë

Onlar ayaktayken, otururken, yaslanırken zikrederler, ve  yetefekkerûn, tefekkür ederler. Tefekkür ehl-i tevhîte verilmiştir. Olayları murakabe ve muhameke yapan ehl-i tevhîtdir.

            Allah rıza versin, sevgi versin.

Alâ resûlüne salâvât!

 

 

HACI BABA


 


[1] Âl-i İmrân, 3/31

[2] Haşr, 59/7

[3] Hûd, 11/112

[4] Bakara, 2/115

[5] Tâhâ, 20/12

[6] Kaf, 50/16

[7] Cum’a, 62/10

[8] Âl-i İmrân, 3/191



[ Geri Dön ]
Content ©
E-Kitaplar
Bir Ayet

12.80. Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: ”Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.

[ Yusuf Sûresi:80]
Kimler Bağlı
Hoş geldin, Misafir
Üye adı
Şifre
 

Kayıt Ol
Şifremi Unuttum
Sitemizde Şuan:
42 Ziyaretçi, 0 Üye
Toplam 42 kişi var.
Arşiv
· Efendiyle Hemdem Olma
· Küçükköylü Ahmet Efendi'yle İlgili Hatıra
· Hacı Dursun Efendi'yle İlgili Hatıra
· Benim Yıkadığım Cennete Gider
· Gençlerden Beklenenler
· Akıldır kişiyi mesul eden
· Ey Allah İçin Yaratılan İnsan!
· Nedir Şeriat?
· Bu Halimizle mi?!.
· Demek hayrihi ve hayrihi ha!..
· Ehli Tevhidin görevi
· Zikrin önemi
· Yürü yavrum Hak Rasulün izinden yürü
· Hayatta En Güzel Şey: Huzur!..
· Hak Mürşidim Yol Gösterdi
· Sevgili Gençler
· Kadere rıza
· Mezarlığın Ötesinde mi?!.
· Kadere Rıza!
· Yolculuk! Yolcular!..
· Tarikatların Dejenere Oluşu!
· Vatan Sevgisinde Bir Vücut Olmak!
· Vücuda Hürriyetin Gelişi!..
· İki Zıt Bir Yerde Bulunmaz!..
· Yabanda Gezenlerden Olma!..
· Seni Sana Anlatmak!..
· Allah'ın Hikmet Hazinesi: İnsan!
· Niçin Seviyorum?..
· Muhterem Kimdir?
· Hak'tan Gayrı Değiliz!..
· Oğuz ve Sevda evladıma
· Sevgili Kızım
· Kader kaleminin bana yazdığı...
· Dilin Dikeni Kırılacak
· İyilik
· Rahmetin Yağışı
· Mürşidi Kamil
· Güzel Ahlak
· Hak Yolun Yolcuları
· Hakka Giden Hak Yolcuları
· Sevgili Dostlarım!
· Muhterem Dostlar!
· Hanım Kardeşler!
· Huzur, îmân-ı kâmilde
· Kardeşime ve Oğluma
· Zirve-yi Tevhide Giden Yolun Yolcuları!
· Ezelden ebede koşturan yolcu!
· Hayırlı Bayramlar
· Hüseyin Sabri Soyyiğit Efendi'nin Özgeçmişi
· Ana Temel İhmâle Gelmez
· Gayrullaha Düşürmesin
· Râbıtamız Hakk’adır.
· Fetih İki Kısımdır
· Kadere rıza ancak iman-ı kâmille…
· Gerçek iyilik!
· Hedefimize Ulaşabilmek İçin!
· İslâm’ın ana kaidesi
· EFENDİLERE HİTAP
· Kendine dönebilse...
· Bugünün yarını yok!
· Hacı Baba, neler yaptınız?
· İlk Emir: Oku!
· Selâm
· NE İSTİYORSUN!..
· KİŞİYİ HUZURA ÇIKARTAN ABDEST
· Melâmeti günlük hayata uygulamak
· Sadâkat sadâkat sadâkat!..
· Ne kadar sadâkat o kadar huzur
· Birbirinden Ayrılmaz
· BABALAR DİKKAT!
· ANALARIN AYAĞI ALTINDA
· Âfakî ve Enfüsî Mücadele / 31. 01. 2004
· BAYRAM VE HUZUR
· İnsanı vuslata getiren nedir?
· Allah'ın zikri yeter
· Akıl erdiremiyorum
· Urucun nüzûlün yolu
· Şiarımız, Ceza Değil; Aftır!
· Hakikatin elbisesi
· Hz. Muhammed (s.a.) Neyi Getirdiyse…
· Namaz Kılmak
· Oruç tutmak
· Hacca Gitmek
· Zekât Vermek
· HADDİNİ BİLMEK
· Birbirinden ayrılır mı!
· TAKLİTTEN TAHKİKA
· Müminler kardeştirler
· İslâm’da, imanda kardeşlik
· KUTLU DOĞUM
· Kalplerin huzura kavuşması
· İman ve amel-i Salih
· sevginin hâkim olması
· Zorlukları hâlleden ne?
· VAR ONLARLA KAL
· Nâr Nura Döndü mü?
· Engelleri kaldırmak
· Temizlik imandandır
· Tek düşüncemiz…
· Allah'ın zikri yeter
· Melâmeti anlatmak
· BİR MELÂMİ NASIL OLMALIDIR!
· Melâmet bir meşreptir
· Melâmet anlayışımız
· Melâmet’in özünü Muhafaza
· İlâhî aşk
· Seyyid M.Nurül Arabi Efendi Hazretleri
· Niyazi-i Mısri Efendi Hazretleri
· Pirizrenli H. Ömer Lütfi Efendi Hazretleri
· Hasan Fehmi Tezdoğan Efendi Hazretleri
· Ahmet Kumanlıoğlu Efendi Hazretleri
· Kurban Bayrami Mesaji 10.01.2006
· Muhterem İmam Efendiler ve Sevgili İhvanlarım
· 05.10.2006 Bayram Mektubu
· 12.10.2006 Ramazan sonrası uyarı mektubu
· Melametin Tanimi
· Ey Allah için yaratılan Hz. İnsan!
· Yürü Yavrum, Sen, Hak Resulün İzinden Yürü!..
· Dostlarıma
· İzmir, 28. 12. 2006
· İzmir, 04. 01. 2007
· Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak!..
· Mânevî Mes’uliyetin Ağırlığı!..
· ZİKİRSİZ OLMAZ!
· Zikir ne yapar?
· Ana temel ihmâle gelmez
· Gizli Şirkten Kurtulmak / İzmir, 07. 02. 2007
· Yare Vuslat Ettiren Telkin / İzmir, 18. 02. 2007
· Hakikat İlmi, Mensuplarına Verilmeli! / 22. 02. 2007
· NİÇİN "MUHAMMEDİ MELAMİYİZ" DİYORUZ! / 08. 03. 2007
· Yokluğu Sermaye Etmek! / 22. 03. 2007
· HAK DOSTLARININ KÖKÜ KESİLDİ Mİ? / 25. 03. 2007
·  CANIM ANACIĞIM! / 26. 03. 2007
· HAYAT NEHRİNDEKİ HALİMİZ!.. 05. 06. 2007
· Şeriatla Hakikat: Beden ile Ruh! / 06. 06. 2007
· MEYVELİ AĞAÇLAR: İLİM SAHİPLERİ!.. 12. 06. 2007
· AMAN DOSTLAR, DİKKAT!.. 20. 06. 2007
· İYİ İNSAN OLMAK... / 22. 06. 2007
· HAKİKAT KAPISINI ARALAMAK... / 25. 06. 2007
· ALLAH'A MUHATAP: İNSAN! / 28. 06. 2007
· GÖNÜL KALESİNE TEVHİT BAYRAĞINI ÇEKMEK / 12. 07. 2007
· GÖZÜMÜZE HİÇBİR ŞEY PERDE OLMASIN! / 29. 11. 2007
· KOMŞU KARDEŞTİR, AYRICA DA MÜ'MİN KARDEŞTİR! /10. 12. 2007
· KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDERİM! / 19. 12. 2007
· Akl-ı Selim / 14. 01. 2008
· HEM ALLAH'A HEM DE HZ. MUHAMMED (A.S)'A TABİ OLALIM 15. 01. 2008
· SOHBETLERİ ANLAYABİLMEK!..
· GÜZEL AHLAK / 27. 02. 2008
· DÜNYA-UKBA PAZARINDAN GEÇMEK! / 27. 02. 2008
· KENDİNİ BİLMEK / 06. 03. 2008
· HAK MÜRŞİDİN KIYMETİNİ BİLMEK! / 12. 03. 2008
· İLAHİ DÜZENE HİZMETTE KATKIMIZ OLMALI! /10. 07. 2008
· EN BÜYÜK DÜŞMAN! / 20. 07. 2008
· SEVGİLİ DOSTUM HACI ALİ EFENDİ / 21. 07. 2008
· ŞERİATIN İÇİNDE HAKİKAT MEVCUTTUR
· SEVGİLİ DOSTLAR
· 17. 11. 2009 tarihli mektup
· HAYIRLI BAYRAMLAR...
· 
· YA RAB, BİZİ UZAK EYLEME EVLAD-I RESULDEN
· SIR VE HİKMET HAZİNESİ İNSAN
· İYİLİKLERİN İNSANI OLALIM
· DERVİŞ KİMDİR?
· GÖNÜL YIKMAYALIM!
· TEVHİDE HİZMET
· ALLAHIN RAHMETİNE, MERHAMETİNE, MAĞFİRETİNE ÇOK MUHTACIZ!
· DERVİŞ OLAYIM DER İSEN / CAN MÜRŞİDİN TELKİNİYLE
· KENDİMİZİN GÜVENİNİ KAZANMAK
· ALLAH MUHABBETİ
· ZİKRULLAH
· YÜRÜ YAVRUM, HAK RASUL'ÜN İZİNDEN YÜRÜ!
· KUTLU DOĞUM
· MEVLA GÖRELİM NEYLER...
· NEBİLER SERVERİ AHMED GELİYOR
· CANLI ÖRNEK OLABİLMEK
· İNCİTME SAKIN
· DERVİŞLİK!...
· HİSSEDEBİLMEK...
· Ruhtan Ruh Alan Bizler
· SAFA GELDİN YA RAMAZAN
· BAYRAM MEKTUBU
· KURBAN BAYRAMI VESİLESİYLE...
· HALDE TEVHİD EDENLER!
· GÖNLÜMÜZDE DOĞSUN HER AN!
· iNSAN: GÜZEL VARLIK!
· HUZURDA OLDUĞUMUZU İDRAK EDELİM!
· HAYIRLI RAMAZANLAR OLSUN!
· NEDİR EN ZOR ŞEY?
· DALGAYI DENİZİN, DENİZİ DE DALGANIN DIŞINDA GÖRME!
· O SENDE İKEN, SEN O'NU GAYRIDA ARAMA!
· ALLAH'IN YAKINLIĞINI YAŞAMAK!
· VARIRSIN VAHDET İLİNE
· KUTLU DOĞUM
· Dostlarımızı Ziyaret!
· Bereketli Ziyaret!
· DOSTLARIMIZI ZİYARET!
· DOSTLARIMA

Toplam 197 kayıt var

Anasayfa | Kur'an-ı Kerim | Videolar | İlahiler (mp3) | İlahiler | Hatıralar | Mektuplar | Sohbetler | Öz Geçmişler | Kullanım Şartları

©2002 Tasavvuf Derneği Tüm hakları saklıdır.

Sitemizin yapımında php-nuke kodları kullanılmıştır.