ANALARIN AYAĞI ALTINDA



Hakk’ı bâtınla halkı zâhir şuhud ederiz

İslâm’ın beş şartın aşk ile ikrar ederiz

Sıdk ile zevk ile kabul eder de yaşarız

İmanla, ahlâkla varılır sırr-ı tevhide

 

 

 

 

 

ANALARIN AYAĞI ALTINDA

 

 

Esselâmualeyküm

Hanım Dervişlerim!

Siz hanenizin huzurusunuz. Sevgi ve muhabbet kaynağısınız. İnşallah hanenizi, hane-yi saadet yapacaksınız. Öyle hane ki Allah ve Resûlü’nün emirleri tutulur, rızası doğrultusunda hareket edilir.

Öyle derviş hanım ki zikrullah ile Hak mürşidin nasihatiyle hareket eder, öfkesini yutar. Sabırlı ve metanetli derviş kızım, hanesinin sırrını dışarıya vermez. Efendisinin eksikliklerini sabırla, tatlı dille, hoşgörüyle telâfi etmeye çalışır.

Kıymetli Dervişlerim!

Tatlı dilin, güler yüzün, hoşgörünün karşısında değil karlar ve buzlar; taşlar bile erir. Bazı annelere “Cennet Anne” derler. Hanesini cennet ettiğinden, çocuklarına en iyi anne olup görevini eksiksiz yaptığından dolayı. Peygamberimiz de (s.a.) “Cennet annelerin ayağı altındadır.” buyurmuştur.

Siz; vatana hizmet verecek, vatanın imarında, kalkınmasında, müdafaasında katkısı olacak evlâtlar yetiştireceksiniz.

Çocuğun yetişmesinde en büyük, en kutsî ödev, anneye aittir. Allah, senden senin kucağına çocuk verdiği zaman, onu büyütürken, besmeleyle şükür ve hamdeleyle ilâhîlerle Kur’an’larla büyüteceksin. Küçükken ona Allah ve Resûlü’nü sevdireceksin. Yaratan kim, yaşatan kim öğreteceksin. “Rızkımızı veren, bize bu güzellikleri veren, yavrum, seni bu kadar güzel yaratan Allah’tır.” diyeceksin.

Çocuk ufakken ne verirseniz, onu alır. Ona güzel şeyler verin. İnancını, itikadını sağlamlaştırın. Vatan sevgisini, bayrak ve sancak sevgisini, büyüklere saygılı olmayı, sözün en güzelini öğretin. Öğretin de örnek bir evlât meydana gelsin.

Bazı çocuklar görüyorum: Anasının, babasının ağzından sözü alıyorlar. “Hayır, öyle değil. Siz bunu yanlış söylüyorsunuz!” diyorlar. Büyüklere itaat, saygı yok. Sofra âdâbı yok.

Öyle aileler görüyorum ki İslâm âdâbından, hâl ve harekatından çok uzak bir yaşantıları var. Doğrusu hepsini anlatmaya vicdanım razı olmuyor ve bana da ağır geliyor.

Söyleyin Allah aşkına, söyleyin… Günlük olaylarla, nefsin ve art düşüncenin doğrultusunda yetişen çocuğa ne dersiniz?!. Ateist de olur, Allah ve Resûlü’nü, dini inkâr da eder. İslâm’a, inanca “gericilik, yobazlık” der. Ben bunu nasıl ele alayım! Nasıl kurtulur bu yavru? Suç o yavrunun mu?

Düşün bir kere köprüaltı çocuklarını!.. Hanlarda, bodrumlardakileri. Sokağa atılmış bu çocukları biz dışarıdan getirmedik. Bunlar da anne baba yavruları! Uyuşturucu, alkol gibi kötü alışkanlıklar edinmişler. Tutulacak bir taraf kalmamış. Yürekler acısı durumlar…

Bu büyük felâketin karşısında anneye babaya düşen görev o kadar ağır, o kadar önemli ki nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum.

Sevgili Kızım! Derviş Kızım!

Kulağını aç ve beni güzel dinle. Fırsat elde iken vaktini iyi değerlendir. Çocuklarının üzerine titre. Bizden olmayanlar, onları kapmasın.

Bu yolda babaya da büyük görevler düşer.

Anneler! Babalar!

El ele gönül gönüle verin. Yavrularınızı din için, memleket ve millet için birer şeref abidesi, insanlığın timsâli olarak yetiştirin. Hayırlı, iyilikte mücadele edip zaferlere koşan, anneyi babayı dillerde yâd eden, onlara rahmet okutan, aslını, soyunu temsil eden bu yavruyu en iyi şekilde yetiştirin!

İşte böyle anne babaların defterleri kapanmaz. Hasene-yi câriye olan hayırlı evlât, onların ruhlarına büyük mükâfatlar, ikram ve ihsanlar eder.

Düşünün bir kere! Hayırlı evlât cihana bedel. Elbetteki hayırlı evlât; yaratılış gayesini bilen, adımını göre göre atan, helâli haramı fark eden, Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından sakınan, memlekete hizmeti gaye edinen, nefsânî olan bütün kötülüklere dur diyebilendir. İşte bu hayırlı evlâtların omuzları üzerinde vatan yükselir. Halkımız hükümran olur.

Bu sevgili gençleri koyacak yer bulamazsınız. Ne kadar medhüsenâ etseniz az. Halkın tehlikelere yuvarlanıp gittiği bir devirde şuurlu, düşünen, vatanperver bir evlât cihana değer. İşte ben onun için diyorum: “Durma yavrum hemen tahsil, hemen tahsil!”

Anne-babaların dikkatini çekerek söylüyorum: Çocuklarımızı ihmâl etmeyelim. Midesinden daha önemlidir; beynini, gönlünü, ruhunu tatmin edici, besleyici mânevî güç vermek. Bu yolda elimizden gelen gayreti sarf edelim. Boş kalan, boşlukta kalan yıkılır, hedefe ulaşamaz.

Kıymetli Anne-Babalar!

Bunun tam tersini düşün:

Yaratılış gayesini bilmeyen, helâli-haramı fark etmeyen, anneye, babaya, büyüklere saygısı, sevgisi olmayan, aklî dengesini haramlarla bozan, memleketin ve milletin sırtında bir asalak olan genci düşünün!.. Yazık, günah değil mi! Bunları bu hâle kim getirdi? Kim bu hâle düşürdü? Yoksa sormaya hakkımız yok mu?!.

Bunlar birer yürek acısı… Sokağa itilmişler, sıcak bir yuvadan, sıcak bir çorbadan mahrumlar! Yavrularımızı imhâ eden, bu hâle düşüren sebepler kahrolsun! Asya’dan, Avrupa’dan üzerimize esen melânet küfür dalgaları var. Allah kıymetli yavrularımızı bu büyük tehlikeden muhafaza eylesin.

İnsandan insana olan farkı; yazacak, izah edecek kalem mi var! Öyle insan ki mânâ dolu, sevgi muhabbet dolu. İnsana, insanlığa hizmet için yarışmakta. Ve yine öyle insanlar var ki aman Allah’ım! Lisâna alınacak, tutulacak, anlatılacak yanı mı kalmış! Bunları anlatacak cesaret mi var bende! Acındığımdan, üzüldüğümden, anne-babanın, cemiyetin ihmâl ettiği ve harcadığı bu yavrulara bilmem ki ne desem!

Yine ben derim ki:

Gelin dostlar, el ele verelim. İnsanları sevelim. Merhamet elimizi uzatalım. Bir zamanlar zenginlere, âlimlere seslenmiştim. Şimdi de bütün insanlara sesleniyorum: İnsanlığı bataktan kurtaracak, tevhittir, iman-ı kâmil, amel-i sâlihtir. Kur’an-ı Kerîm’e can ü gönülden bağlanıp emrine itaat etmektir. Allah bizi razı olduğu yoldan, iyiliklerden mahrum etmesin, uzaklaştırmasın.

Ben yine anne anne ve baba derim. Kızlarımızın ve oğlanlarımızın ellerinden tutalım. “Bunlar çok küçüktür, ne olacak” demeyelim. İhmâl etmeyelim. Taş küçüğü değil, insan küçüğüdür. Aniden büyür de sen fırsatı kaçırmış olursun. Küçükken verdiklerini alır. Gönlü, ruhu, zekâsı buna müsait. Sonra yanlışlarla dolarsa, bunları alacak yeri olmaz. Yâni faydalı bilgilere yer kalmaz.

Anlıyorum, anne baba bana çatmak istiyor. İstiyorlar da ne demek istiyorlar:

- “Hocam, sen hep bize mi çatacaksın? Çatacak başkaları yok mu? Basına çatamazsın, yayına çatamazsın. Televizyonu da mı görmezsin? Onlara da söyle de çocuklarımıza hayırlı şeyler, faydalı şeyler versinler.”

Çok haklısınız, yerden göğe kadar haklısınız… Allah onlara da konuşma, yazma fırsatını bana versin de zararlı, kötü alışkanlıklardan, ailenin huzurunu bozan davranışlardan, çocuklarımızı Asya’ya, Amerika’ya uygun şekilde yetiştirmekten kurtarmanın çarelerini anlatayım. Dinimizi, vatanımızı, kendi göreneklerimizi, aslımızı, asaletimizi onlara öğretmek duygu ve düşüncesini Allah hepimize versin. Hem yöneticiye, amire, hem memura ve bütün insanlara…

Ben yine birilerine çatmak istiyorum. Belki yüzüne söyleyemem, ama arkalarından çatacağım. Sorma bana “Kim onlar?” diye. Memleketin can damarı olan millî eğitim, öğretim.

Sevgili Öğretmenlerim!

Biz çocuklarımızı ihmâl ediyorsak, ben yine de bizim kabahatimiz değil diyeceğim. İyi yetiştirilmemiş anne baba, nasıl iyi evlât yetiştirecek?.. Dert çok büyük!

Sevgili Öğretmenim!

Lütfen elinize gelen yavruları iyi ve çok iyi yetiştirin. Onlara insan sevgisini, vatan sevgisini, birbirlerini sevmenin önemini anlatın. Anneye babaya itaat etmenin, öğretmenini çok sevip ve saymanın nasihatini siz vereceksiniz. Ne gençler bu yolda kayıp oldu, heder oldu…

Okulun camını kırdılar. Sırasını masasını kırdılar. Öğretmenleri öldürdüler. Birbirlerine harp ilân ettiler. Öldüler, öldürdüler. Neler neler neler oldu…

Biz bu acıları hep çektik. Gönlümüzde, ruhumuzda hissettik. Göz yaşlarımız içimize aktı. Çünkü ölen de bizim, öldüren de. Okul da bizim, sırası-masası da. Memlekete en güzel hizmet veren öğretmeni de bizim. Bunlar görev başında hayatlarını kaybederseler, öldürülürseler, bu acıyı yüreğinde hissetmemek mümkün mü? Sevgili öğretmenim niçin öldü? Düşün bir kere!..

Ben yine yalvararak, rica ederek, sevgi ve muhabbetimle diyorum ki:

Ey Sevgili Anne-Babalar!

Ey Sevgili Öğretmenlerim!

Yöneticilerim, İdare Edicilerim!

Zenginlerim! Âlimlerim!

İnsanlığın ve vatanın saadet ve selâmeti için el ele, gönül gönüle vererek hizmet edelim. Bizden sonra gelenlere ve geleceklere temiz bir vatan, güzel bir idare bırakalım. Beyazı siyah göstermekten kurtulmuş, hırs ve emelleri için, nefsânî arzuları için, maddî çıkarları için yaptığı bütün kötülüklere pişmanlık duymuş, tevbe demiş insanlar yetiştirelim.

Tek gayesi hizmet olan, cennet vatana, sevgili millete hizmet verebilecek duygu ve düşünceye sahip, imanlı, ahlâklı, tertemiz insanlar yetiştirelim.

Haramdan, yalandan, art düşünceden, kötü emellerden kurtulmuş, ruhu hür, vicdanı hür insanlar yetiştirelim.

Aman Allah’ım! Bu iyi insanları bize nasip et. Bunlar benim arzu ve isteklerim. Memleketimize barışı, kardeşliği getir. Öyle kardeş olalım ki gönül gönüle vatan sathında, dünyaya kardeşliğimizi ilân edelim de dünya hayretlere düşsün ve bize “Maşallah!” desinler.

Canım Kardeşim!

Olmaz şeylerden bahsetmiyorum. Hayâlperest değilim. İmanlı, ahlâklı, namuslu, kötülüklere dur, diyen insanların yapamayacağı ne var ki!

Ben yine öğretmenlerime can ü gönülden seslenirim: El ele, gönül gönüle verin. Hizmeti gaye edinin. Çocuklarımızı çok iyi yetiştirin. Onlara barışı, kardeşliği işleyin. Ben size dua eder, hizmetinizden dolayı teşekkür eder, ebediyyen iyilikler dilerim.

Yine anne babalara seslenerek diyorum ki: Kıymetli vakitlerinizi, çocuklarınızı iyi yetiştirmekte kullanın. Onların dersleriyle yakından ilgilenin. Sokak çocuklarından, edep ve hayâdan mahrum kişilerden onları koruyun ve ellerinden sımsıkı tutun. Biraz evvel elinden tutulmayan, sokağa itilen çocukların kötü yollara düştüğünü,-Aman Allah’ım!- içki, uyuşturucu, kumar alışkanlıkları olduğunu, hırsızlık, edepsizlik yaptıklarını ifade etmiştim.

İşte bunları yazmaktan vicdanım üzüntü duyuyor. Ama bunları sizlere hatırlatmak, söylemek bir uyarı mahiyetinde!

Allah’ım, o yavruları da büyük tehlikelerden korusun. Onları bu hâllere düşürenlerin, kötü emellerine âlet edenlerin şerrinden korusun Mevlâm! Bu yolda hepimiz sorumluyuz. Peygamber Efendimiz (s.a.) “Siz hanelerinizin çobanlarısınız. Yâni bekçilerisiniz.”[1] Koyununu, kuzusunu dikkatli beklemeyen, korumayan çoban, kurda kaptırır.

İşte diyorum ki bizden, bizim gibi görünmeye kalkanlar, halbuki bizden olmayanlar, içi başka dışı başkalar var. Böyle fikir taşıyanların şerrinden koru Mevlâm. Kötülüklerinden muhafaza eyle.

Çok hoşuma giden bir ilâhîde Hak dostu ne güzel yazmış: Gelin dostlar, eyvah demeden Allah diyelim. Ay bacadan aşmadan, dünyamız kararmadan, kötü emeller bizi esir almadan; el ele, gönül gönüle İslâm Âlemi olarak, sevgili vatan mensupları olarak can ü gönülden uyanmak ihsan etsin. Dostu düşmanı fark etmek, seçmek, akl-ı selim ile olayları güzelce muhakeme etmek, şuurlu, anlayışlı örnek insan olmak Allah bütün dostlara ve cümlemize nasip eylesin. Amin!

Selâm ve sevgilerimle Allah’tan iyilikler dilerim.

 

                              02. 01. 2004



[1] Buhâri, Ahkâm, 1; Müslim, İmâret, 20; Tirmizî, Cihât, 27









Bu Sayfanın Geldiği Adres
Tasavvuf Derneği
http://www.tasavvufdernegi.com

Bu Sayfanın Adresi:
http://www.tasavvufdernegi.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=91