DÜNYA-UKBA PAZARINDAN GEÇMEK! / 27. 02. 2008



Dünya, ukba pazarIndan geçmek!

 

Esselamüaleyküm

Muhterem Dostlar!

Âyet,Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.”[1] diyor.

Allah’a nihayetsiz hamd ü senâ, habibine nihayetsiz salat ü selam olsun. "Taraf-ı âliyemden habib-i edibim, iki cihan serveri hatemü’l-enbiyam Hz. Muhammed Mustafam (s.a.) neyi getirip de size alın dedi ise onu alın. Resulüm, tarafımdan size neyi terk edin dedi ise, onu terk edin." Bir emir bu!

Biz size Allah ve Resulü’nün emirlerini tebliğ ediyoruz. Kendimizden bir şey söylemeye hakkımız yoktur.

Yahudiler dediler ki:

-Muhammed kendisi uyduruyor, konuşuyor, âyet diyor. Cenab-ı Hak buyurdu ki:

“Onun konuşması, kendisine vahyedilenden başkası değildir. Ona bu Kur'an'ı üstün bir güç sahibi olan Cebrail öğretmiştir.”[2]

O peygamber (s.a.), kendine ne vahyoldu ise, ondan haber veriyor. Kendinden hiçbir şey söylemiyor.

Burada size yapılan sohbetler, va’z u nasihatların hepsi Allah ve Resulü’ne dayanarak yapılır. Buradaki emir: “Habibim neyi getirip alın dedi ise, onu alın, neyi atın dedi ise onu atın.”

Biz bu cemaatimize nefs-i emmâreden kaynaklanan neler var ise, onları terk edin, diyoruz. Konuşurken nefsin karıştı mı, sus. Nefsine uyarak konuştunsa dilini ısır, sus. Nefsinizle yaptığınız ibadet bile Allah’ın yanında hiç geçerli değil. Nefsin karıştığı her şey necistir/pistir. İşte burası, nefsi tezkiye eden, terbiye eden yerdir.

Size neyi alın diyoruz? Allah’ın sevgisini alın diyoruz, aşkını alın diyoruz, muhabbetini alın diyoruz, emirlerini alın, diyoruz.

Gayemiz bu cemaati Allah ve Resulü’ne sevdirmek! Bu cemaati sırattan, mizandan geçirmek! Harem-i ismete getirmek! Evinde melek anne, yani elinden, dilinden, azalarından zarar gelmeyen insan haline getirmek.

Peygamberimize soruyorlar:

- Ya Resulallah, sevdiklerini bize tanıt da biz de onları sevelim.

Siz bunu söylemek istemez misiniz? Bunu öğrenmek istemez misiniz? Peygamber Efendimiz (s.a.) buyuruyor ki:

- Benim sevdiklerimin elinden, dilinden, azalarından kimseye zarar gelmez.

Peygamber bunları seviyor. Meselâ siz soruyorsunuz, bu cevabı alıyorsunuz. 1400 sene evveline gitmek mümkün değil, ama Hz. Muhammed (s.a.)’i lisana getirmek mümkün.

İşte biz de o Muhammedî lisanla size sohbet ederek diyoruz ki: “Elleriniz hayra çalışacak. Diliniz hayra çalışacak. Vücudunuzdan şerre kapı açılmayacak. Şerre açılan kapı, cehenneme açılan kapıdır. Cehennemin yedi kapısı vardır. Cennetin sekiz kapısı vardır.

Şu insan vücudunda cehenneme açılan kapıları kapatmak emelimizdir! Burada cehenneme açılan kapıları kapatırsanız, sizin için cehennem yok artık. O yedi kapı, insan vücudundan cehenneme açılır. İçi nâr-ı cahim olur. İçi perişan olur. Gözlerinden haram girer. Gözlerinden cehenneme kapı açılır. Ağzından cehenneme kapı açılır. Kulaklarından cehenneme kapı açılır. Ellerinden cehenneme kapı açılır. Ayaklarından cehenneme kapı açılır. Yedi cehennem kapısı insanda.

İstiyorum ki cemaatim, cehennemin kapısını kapasın, göz Hakk’a baksın. Dil Hakk’ı zikretsin, muhabbetullah yapsın. Kulaklar muhabbetullah dinlesin. El düşeni kaldırsın, acı doyursun, hizmet etsin. Halka hizmet, Hakk’a hizmet olduğu şuuruna ersin. Sırat-ı müstakim olan doğru yoldan dosdoğru yürüsün.

Biz şu insan vücudunda cehenneme açılan kapıları kapatmak için çalışıyoruz. Dedikodu, malayani cehenneme yol açıyor. Ona zikrullah veriyoruz. Zikrullah ile ağzını temizleyip Allah’a bağlanıyor. Cehenneme kapı kapanıyor; cennete kapı açılıyor. Cennetin kapısı, ağzın kapısıdır. İşte o ağzından cennete kapıyı açabilmeliyiz. Lebinden yani ağzından havz-ı kevser, hikmetler, manalar dökülüyor.

Söyler kelâm bakar sana

Görmez gözü hiç masiva

Vermiş gönül Hak’tan yana

Hep gördüğü didar, hep cemâl olur.

Dili, Hakk’ın kelâmını söyler; zikrullah yapar; muhabbetullah yapar.

 Ağzından cennet kapısı açıldığı gibi bu sefer gözlerinden de cennete kapı açılır. Gözü hiç masiva görmez, hiç gayrullah görmez. Hakk’a gönül vermiş. Hep gördüğü didâr olur, cemâl olur. Cennetten cemâle bakacağız ya! Ben istiyorum seni cennet yapayım!

Gir kâmil gönlüne cennet dilersen

Fedhulü buyurdu Kur’an içinde

Hak mürşidin gönlüne girip yer tutabilmek için cehennemin cennete dönmesi lâzım. Gel dervişim zikredelim.

Eliniz hayra çalışsın. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

- Elinden, dilinden, azalarından zarar gelmez dostumun.

Ben de onun dostunu anlatıyorum. Yahut o kendi anlatıyor kendi dostunu.

Ben susayım o sohbet etsin:

Sevdiğim, düşeni kaldırandır. Sevdiğim, açı doyurandır, fakire, çocuklara merhamet edendir. Ellerinle hayra çalıştığın zaman, efalullah ile fail-i mutlak ile Allah gücü, kuvveti ile çalışıyor. Ellerinden hayra çalışıyor, vuran değil, veren el, kaldıran el, yediren el, Allah için hizmet eden el oluyor.

Kulaklarından muhabbetullah duyuyorsun, dedikodular gidiyor.

Gitti kesret, geldi vahdet

Oldu halvet dost ile

Kulağın zikrullah dinliyor.

Ehlullah demiş ki:

Çok da verme kendini dünyaya bir dem çek elin

Kati ağırdır beyim, döndüremezsin bu dolap.

Nefsin dünyasına, iğvasına/sapıtmasına, nefsin hevâsına, kötü düşüncelere çok da verme kendini. Ne var dünyada? Nefis doymaz, ejderha gibidir. Ne verirsen daha ister, ister, ister... Ne zaman elhamdulillah diyeceğiz? Yeter artık! İşte zikir veriyoruz. Zikredenler mest olur, Allah ile dost olur.

Biz ne zaman sevilen kul olacağız? Ne zaman peygambere sevilen ümmet olacağız? Vakit geçiyor artık! Ne zaman vurana elsiz olacaksın? Ne zaman taş atana ekmek vereceksin? Ne zaman sövene dilsiz olacaksın?

İstiyorum ki, benim dervişim nefsine hiç uymasın; ama hiç uymasın. Nefse uyduğu zaman, nefis onu helâk eder.

Bakınız birçok fabrikalarda kalite kontrol vardır. Kumaşı dokurken kumaş azıcık hatalı ise kontrolden geçmez. Şimdi deseler ki, Allah’ın Resulü oturuyor içerdeki odada. Fakat O’nun yanına kalite kontrolden geçenler gidecek, biat edecekler.

Ben de istiyorum ki bu cemaatimi kalite kontrolden geçirerek gönül âlemine alayım.

Gönül şehri sarayında gözüm gördü dilârayı

Nice inkar edem zahit ki gördüm ben o bedrayı.

Allah ve Resulü’nün harem-i ismetine girebilmek, mahremiyetine girebilmek ne lütuf! Benim içerdeki odada deyişim bakayım itiraz gelecek mi diyedir. Ne demek içerdeki oda? Candan, gönülden içeridir O.

Yüzüne bakan sende hiç gayrullah görmesin. Melekler, zikrinize, bağlılığınıza, samimiyetinize, sevginize kıyam dursunlar, el pençe kıyam dursunlar! Huriler size hayran olup mest ü hayran olarak hizmetinize koşsunlar.

- Niye efendim?

- Nefsi mücadelede muzaffer olmuş dervişim. Gönül kalesine tevhid bayrağını çekmiş dervişim. Gönül kapısını açmış, nârı nura, kahrı lütfa çevirmiş. Şu insan vücudunun içerisindeki nefs-i emmârenin gurur, kibir, haset, inat ateşini söndürmüş. Allah Allah Allah diyerek söndürmüş.

İçin dışın tertemiz, abdestli olacaksın. Şu cemaatimi huzura çıkartmak, gönüle koymak, vuslat-ı yarla halvete getirmek için elenmişiz varlıklardan, süzülmüşüz benliklerden, var olmuşuz Hak varlıktan, gül bizimdir gül kokarız.

Davamız; bu cemaati bütün varlıklardan süzebilmek, dünya ukba pazarından geçirebilmek, vuslat-ı yarla halvete getirebilmektir.

Gönül ister mi ki şu cemaat kalite kontrolden geçerken “Hadi sen kalite kontrolden geçemezsin!” densin. Allah korusun! Ne kadar zor! İşte gıpta edilecek yer bu. Yarışacak yer burası. Tenezzül tevazu ile buradan geçilecek.

Sakın bu işi yarına atmayın. Bu işin yarını yok! Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem. Bu an, bu zevk, bu hâl! Allah ihvanımıza anlayış versin, feyiz versin, aşk versin, muhabbetullah versin.

Nihayet harem-i ismetten bahsederiz, vuslat-i yarla halvetten bahsederiz, zikrullahın yapacak olduğu büyük kemalâttan bahsederiz de, bir yere kadar geliriz. Süleyman Çelebi Hz.leri buyuruyor ki:

Kim ne halidir ve mali ol mahal,

Aklı fikretmez o hâli fehm u hâl.

Öyle bir mahal, öyle bir alem, mekan yok, kelâm yok, söz yok. Bî hurûfu lafz u savt sohbet bilen anlar bizi. Harf yok, söz yok, kelâm yok. Burada ruhu şad olsun Efendim derdi:

-Bir gece harfsiz, sözsüz, kelâmsız sohbet edeceğiz.

Ben sizi sözsüz, kelâmsız bir aleme davet ediyorum. Mana olarak öyle bir geceyi yapamadık, ama ne zaman ki vuslat-ı yarla halvet eyledi, uçtu kafesten, başında bekledim.

Dedim:

-Böyle mi yapacaktın kelâmsız, harfsiz sohbeti? Ey güzeller güzeli, ey canımın cananı, ruhun ezel ebed şad olsun!

İstiyorum ki yarına hiçbir şey bırakmayalım. Yarınlar, hâl olsun. Allah ihvanımızı sevsin; sevsin, sevdiklerinden ayırmasın!

Hacca giderken erkekler beline bir büyük havlu sararlar, bir de omuzuna alırlar. Başka bir şey yok. Hatunlar geniş elbise giyerler. Bunlar onların kefenidir. İhram demek, kefen demek. Huzura gitmek, sevgiliyle buluşmak, bilişmek, kaynaşmaktır. Mikat vardır. Mikatta ihrama girilecek. Ordan ileri ihramsız geçemezsin. Dünyan alınıyor, malın mülkün alınıyor, her şeyin alınıyor, tertemiz ihramlarla boy abdesti, abdest alıyorsun. Sarılıyorsun kefenine lebbeyk Allahümme lebbeyk işte geldim ya rabbi huzurunda hazırım, emret.

Bizim de şu mukaddes vadimiz, ihram giyecek kadar mukaddestir. Buraya gelirken zikrullah ile gelinir, muhabbetullah ile gelinir. Bugün buraya gelirken bir taneniz çok aşkla zevkle gelmiş, onu bana yansıtıyor.

Öyleyse buraya gelirken dünyandan çık artık, istemiyorum dünyanı. Buraya gelirken ukbandan çık. Nefsin cennetini de istemiyorum. Ne dünya ne ukba. Vuslat-ı yarla halvete geliyorsun, muhabbetullaha geliyorsun. Hak dostlardan bir tanesi:

İstemem ben dünyayı

Hem istemem ukbayı

Buldu gönül Mevlayı

Bildirdi beni bana.

İstiyorum ki benim cemaatim, buraya gelirken biraz silkelensin, hazır olarak gelsin. Biraz aşka tutulsun. Buraya gelirken zikrullah ile tefekkür ile gelsin.

Beytullaha, Allah’ın evine giderken tabii ki edeple ahlâkla gidiyorsunuz.. Allah’a giderken nasıl gideceğiz?

Gel gönüle gir gönüle

Gönüldedir zevk u safa.

İstiyorum ki cemaatimin ayağına hiçbir şey engel olmasın. Gönlüne hiçbir şey takılmasın. Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem. Allah bize anlayış versin.

Sizi harfsiz, kelâmsız, sözsüz bir aleme getirmeye çalışırken gene o alemden kelâm etmeye çalışıyorum. Merhametimle bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Sohbetimin başında söyledim, amaç, bu cemaati Allah ve Resulü’ne sevdirmek, dünya ve ukba çekiciliğinden kurtarmak. Gönlünde Allah ve Resulü’nün miracını yaptırmak. Gönlünü Allah ve Resulü’ne karargâh eylemek.

Onun için gelirken güzelce abdestinizi alıyorsunuz, zikrullah ile geliyorsunuz. Bakalım Rabbim bugün bize ne lütfedecek, ne ikram edecek? Onun ziyafetindeyiz hep beraber. Allah ve Resulü’nün ziyafetinde bulunuyoruz.

Bu söylenilen kutsî vadiye siz de gelirken ihramlı gelin. zikrullah ile, tevhid ile mana ihramı giyin. Mukaddes vadiye gelirken dünyanız, ukbanız herşey dışarda kalsın. Pazardaki patlıcanı düşünürsen, ıspanağı düşünürsen burada hiç yerin yok. Yerleri sakın doldurmayın. İstemiyorum ben. Dünya ve ukbada eğlenme artık. Dost bekliyor! Allah bize çok iyilik versin.

Allah ihvanımıza çok feyiz versin, aşk versin, bol sevgi versin, iyilik versin! Allah hanelerinize huzur versin



[1] Haşr, 59/7

[2] Necm, 53/4-5









Bu Sayfanın Geldiği Adres
Tasavvuf Derneği
http://www.tasavvufdernegi.com

Bu Sayfanın Adresi:
http://www.tasavvufdernegi.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=181