ALLAH'A MUHATAP: İNSAN! / 28. 06. 2007



    

 İzmir, 28. 06. 2007

Esselamualeyküm

Muhterem Dostlar!

Allah’ın muhatabı insandır. Sevgi, muhabbet hazinesi, insandır. O insan ki, Kur'an-ı Kerim’e gönülden inanmış, emrolunduğu gibi dosdoğru insan.  Emre itaat, telkine sadakatle al denileni almış, at denileni atmış. Bulunduğu yerin manevî mesuliyetini idrak eden Hz. İnsan.

A Canım!

Şu insan tarife girer mi? Ender fenadan bekaya yükselmiş. Velayette velilerle nübüvvette nebilerle haşrolmuş. Mükerrem, mufaddal, ilahî emirlere candan gönülden bağlı. Allah'ın kutsi ve ulvi emanetini korumak için görevli insan.

Hak dost buyuruyor ki:

Hakk’ı istersen yürü insana bak.

Rabıtasıyla, kesafetinden letafete geçer. Hikmetler hazinesi. Hakikatin ta kendisi. Konuşan Kur’an Hz. İnsan. Dışını abdest sularıyla yıkar, içini mürşid-i kamilin telkin ettiği zikrullah ile yıkar. Bütün insanların fiilinde, sıfatında, vücudunda şirk vardır. Şu vücutta en büyük temizlik, can mürşidin şirk-i hafiyi kaldırmasıdır.

Geldi kamil himmetiyle hâs rummân etti bizi.

Muhteremler!

Mürşid-i kamilin telkini, insanı insan yapar. Nefsanî bütün kötülüklerden arındırır. Mürşid-i kamilin telkinine sadakat gösterip mahremiyete giren zat-ı muhteremler, bize ne veciz ifadeler kullandılar:

Ara bul insanı nerde

Tenezzül eyle et secde

Geçip kibrinden et tövbe

Suçun affeylesin Allah

Buradaki  “Ara bul insanı nerde” mısrasıyla insana üstün bir kıymet verilmiş. O insan, insan-ı kamildir, mürşid-i kamildir. Öyle bir insan ki fena-yı tamda bekaya ermiş, varlığından soyunup Hak varlığına ulaşmış. Hatta sevilen kul olup Hakk’ı diyet etmiş. böyle kul için hadis-i kutside Cenab-ı Hak  “Ben sevdiğim kulumun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, ve ene diyetuhu, ben onun diyeti olurum.” buyuruyor.

“Tenezzül eyle et secde” Bu insan-ı kamile secdeden maksat, ona biat etmektir. Ona biat, Hakk’a biattir. “Habibim sana biat edenler, hemen ancak bana biat ederler.” Bu insan ki, Hakk’ı diyet etmiş, kelam-ı Hak’la sohbet eder. Telkini mutlaktan verir. Allah ve Resulünü halde tevhit eden zat-ı muhteremi dil tariften acizdir. Allah himmetlerini üzerimizden eksik etmesin!

Kim ne halidir ve mali ol mahal

Aklı fikretmez o hali fehm u hal.

 Akıl, fikirden öte, dünya ukbadan öte bir hal. Letafet ve mana hali.

Ulu Yaratanım!

İhvanımıza aşkınla, zevkinle tecelli et. İstidat ve kabiliyetimizi çoğalt. Sadık kul olmamıza yardımcı ol. O kul ki, sevginize mazhar düşmüş. Zat-ı uluhiyetinizi diyet etmiş. Sevmiş, sevmiş, sevilmiş… Bu zat-ı muhteremlerin himmetlerini üzerimizden eksik etme. Bizi onlara layık kul eyle. “Ud’ûni estecipleküm.” âyetini vasıta kılıyoruz. “Dua edin, duanıza icabet ederim.” diyorsun. Bu mutlu müjdenize dayanıyor, cesaret ediyor, istiyoruz, dua ediyoruz:

Sevgili ihvanımızı, muhterem dostları bütün engellerden geçir. Sevgine mazhar kıl. Layık kul eyle Mevlâm. Sen vallahi can u cananımızsın. Gönül sultanımız, ulu mihmanımızsın. Rahimsin, Kerimsin, nice yüzbin hamd ü sena. Bizi kendine kul, habibin Muhammedine ümmet eyledin. Allahım! Bu inanç, bu iman, bu itikat üzere olmamıza yardımcı ol. Amin! Amin!

Muhterem Dostlarım!

Sevgili Okuyucularım!

Bulunduğumuz yerin kadr u kıymetini idrak etmek, Hakk’ı diyet eden hak mürşitten telkin almak, lisan-ı Hak’la zikretmek, dua etmek, dostun haremine girmek ne büyük lütuf, ne kerem, ne ihsan! Bu büyük lutfa ve kereme nail olan insanlar muhakkak ki, telkine sadakatleriyle emr-i Hakk'a itaatleriyle naz ve niyaza yükseldiler. Sevdiler, sevildiler, Hakk’ı diyet ettiler. Ve o zat-ı muhteremler, ne etkili ifadeler kullanarak bizi aydınlattılar, elimizden tuttular. Ruhları şâd olsun, himmetleri üzerimizden eksik olmasın. Ne güzel söylemişler:

Öyle sanırdım gayrıyem

Dost gayrıdır ben gayrıyem

Benden görüp işiteni

Bildim ki ol canan imiş.

Tecelli-yi sıfatın mazharı olan, kelam-ı Hak’la sohbet eden, kelamı Hak’tan dinleyen, muhterem efendimiz:

Bu yerdir şehr-i hakikat

Bu yerde zahir olur Hak

Gören Hak’tır, görünen Hak

Bu hal ile hallenmiş, zevkiyle zevkiyap olmuşlar. Can mürşidim:

Sultanların sultanıyız

Hûdur huzurumuz

Hak’tır zuhurumuz.

Ve yine açık seçik bir ifade ile: “İman-ı kamil, halde tevhit edenlerde. Halde tevhit edenler, ederler hep şahadet.

Muhterem Dostlarım!

Bu ifadeleri kullanan zat-ı muhteremlere gönülden selamlar, sevgiler, saygılar olsun. Hak mürşidin telkiniyle, sadakatleriyle bütün engellerden aştılar, perdelerden öte geçtiler, hikmetlere râm oldular.   

Gelin dostlar!

Onlara soruyoruz: Nasıl bu hale geldiniz?

Hak mürşidin telkinine sadakatle, emrine itaatle, al denileni alıp, at denileni atmakla.

“Mürşidi Hak bil, Hakk’ı seversen,

Pîr yüzündendir Hak hidayatı” ifadeleriyle bizi uyarıyorlar.

Peygamberimizden bugüne kadar gelip geçen mürşid-i kamiller hep hak mürşidin telkinine sadakatle kemale erdiler.

Muhterem Dervişanım!

Gelin sadık derviş olalım. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz. Tenezzül tevazuda yarışalım. Ahkam-ı Şer'iyye, ahlâk-ı Muhammediyeye gerektiği gibi yerine getirmeye çalışalım.

Hem şeriat, hem tarikat, hem hakikat, marifet

Bir Melamiden zuhur etti bu hikmet madeni

A Canım!

Kıyamazsan baş u cane

Uzak dur girme meydane

Bu meydanda nice başlar

Kesilir hiç soran olmaz.

Gururun, kibirin, inadın, hasedin, şirklerin başı kesilir. Nefsaniyetler kesilir.

İşte o zaman can dostum, sevgili dervişim harem-i ismete girmeye hak kazanır. Dostlarla haşrolur, neşrolur. Yüzüne bakan sende hiç gayrullah görmez inşallah!

Selam, sevgi ve dualarımla sizi ve aile birliğinizi Allah'a emanet ederim!

 

HACI BABA

 

       Hüseyin Sabri SOYYİĞİT    









Bu Sayfanın Geldiği Adres
Tasavvuf Derneği
http://www.tasavvufdernegi.com

Bu Sayfanın Adresi:
http://www.tasavvufdernegi.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=173