CANIM ANACIĞIM! / 26. 03. 2007



    

CANIM ANACIĞIM

Rahmetli validemin dizleri ağrıyordu. Rahatsızdı. Kardeşim Ahmed’e de hamileydi. Yaylada annem, ben, kardeşim Tahsin, bir de küçük Hatice vardı. İki inek, bir dana vardı. Ben onları bekliyordum, otarıyordum. İneğin bir tanesi sağılıyordu. Anam rahatsızlığından, bazen onu sağamazdı. Ben sağardım. Yaşım da 13’tü.

Annemi çok seviyordum. Asla bir sözünü iki yapmazdım. Bana çok dua ederdi. Kâmile bir hatundu. Her halde bulunduğum yere anamın duasının, babamın duasının büyük katkıları vardır.

Anamdan izin alarak yayladan -12 saatlik yol- köye gittim. Babama, oradaki kardeşlerime yağ, peynir götürmüştüm. Anam da bana:

- Cumartesi beklerim seni, demişti.  

Ablalarım bana bir yük hazırladı. Taze fasulye, patates, kara lahana.  Meyva da -armut, elma- koydular. Bunlar on kilodan az değildi. Köylülerimizle beraber cumartesi yaylaya gitmek üzere yola koyulduk. Ama bizim yayla ayrı olduğu için köylülerden ayrıldım. Onların yaylaları yakındı, bizimki uzaktı.

Yalnız başıma gidiyordum. Sis, duman yolu kapadı. Hafifçe de yağıyordu. Yol üzerinde bir hana uğradım. Orada kalmaya niyet ettim. Akşam da yaklaşmıştı. Bir müddet oturduktan sonra hancı bana: “Ne oturuyorsun, ben burada adam yatırmam.” dedi.

Akşam da olmuştu. Kalktım, yola girdim. İki saatlik yol vardı. Dağ, yabanî olabilir. Koyun köpekleri çok vahşidir. Korkulu bir yolculuktu. Bir yerde sis, duman yolu tam kapamıştı ve yol da kaybolmuştu. Çimen üzerinde kalmıştım. Ne edeceğimi şaşırdım.

Nur yüzlü bir ihtiyar çıktı önüme. Bana sordu:

- Oğlum, nereye gideceksin?

Öyle sevinmiştim ki!..

- Gezge köyüne, dedim.

- Tamam oğlum, şöyle yürü yürü, dedi. Bana yolu gösterdi.

Aman Allahım, bu ihtiyar kimdi? Nur yüzlü, beyaz sakallı!

Orda koyun yoktu, inek yoktu. Çobanın olacağı bir yer değildi. Ama ben sevindiğimden bunları pek düşünemez oldum. Yolu bulunca koşarak gittim. Anneme de boş gitmiyordum. Sırtımda yüküm vardı. Uçurum yerler. Bir dağdan aşağı iniyordum. Rahmetli valide köyün başına çıkmış:

- Hüseyin! Hüseyin! diye sesleniyordu.

Ben de ona sesleniyordum, ama o benim sesimi duymuyordu. Dimdik taşlı bir yoldan öyle koşuyordum ki… Çünkü anamın sesi ağlamaklı geliyordu. Anam beni görünce çok sevindi. Birbirimizle kucaklaştık. Bayağı bir şeyler de vardı sırtımda.

-Ah yavrum, bunları nasıl getirdin?” diye gözü yaşardı. Ey Allahım! Hüseyin Sabrimi hiç darda bırakma. Onu alim, kamil, fâdıl eyle.

- Anam dedim, bana yol gösterdi o ihtiyar. Orda hiç kimse yoktu. Ne koyun, ne inek.

-Ah oğlum, bu dağlar boş değil, dedi. Sana yol gösteren, muhakkak bir Hızır’dı.

O zatın öyle şekli bende yer etmiş ki şu anda görsem hemen tanırım.

Biz de o yayla evinde 4 nüfustuk. Annem ben, kardeşim Tahsin ve küçük Hatice. Kardeşim Ahmet de annemin üzerindeydi.

3 ay yaylada kaldık. Oranın havası güzel, suyu güzel. Orada anam iyi olur diye babam bizi yaylaya getirmişti.

Nihayet Ahmet dünyaya geldi. 1946, 28 Mart. Ahmet 14 aylıkken anamı kaybettik. Vefat etti. Babam İstanbul’a camiye para toplamaya gitmişti. Annemi çok sevdiğim için dünya üzerime çökmüştü. Çok şaşırmıştım. Artık dünyanın düzeni bozuldu, diyordum. Sabah ertesi gün baktım ki, herkes tarlasına, bağına, bahçesine gidiyor. Aman Allahım, dedim. Millette ne cesaret! Benim annem ölmüş, bunlar hiç etkilenmiyorlar…

Anam 8 çocuk meydana getirmişti. Bir tanesi kız çocuğu, anamın gününde, 1942’de vefat etmişti. Kardeşim Tahsin de İstanbul’da hastanedeydi. Tabii babam da yoktu.

Anam vefat etmeden önce aklı başında, konuşuyordu. Biz yatağının çevresine toplanmıştık kardeşlerimle. Altı kardeş… Bize öyle bir bakışı vardı ki, veda bakışıydı. Fakat biz, onu asla ölüme ayıramıyorduk. Çünkü yaşı 36’ydı. Şöyle söyledi:

Bu bir emri Hüda’dır kim n’idelim

Buna razı oluben sabredelim, dedi ve gözleri yaşardı. Kelime-yi şahadeti de dilinden bırakmıyordu.

Bir ara Havva nine dediğimiz teyzeme baktı baktı… Teyzeme nene diyorduk. Çünkü onun çocuğu yoktu, o bizi bakmıştı. Anamdan da en az on sene büyüktü. Anam ona dikkatle bakınca dedi:

-Fadime ne baktın öyle? Bir şey mi söyleyeceksin? Hava nine hem sordu hem gözü yaşardı.

-Evet abla, dedi. Çocuklarım sana emanet. Allah’ın emaneti. Ahmet, Hava ninenin kucağındaydı. Ve ilave etti:

Ana ben arzuluyum

Defterde yazılıyım

Ölümümden zorum yok

Gurbette kuzuluyum.

Kardeşim Tahsin de İstanbul’da hastanedeydi.

Babam hakkında da manidar sözler söyledi:

Canım kurban olsun gurbette olan yâre.

Buna benzer mânâlı sözler söyledi. Ve kelimeyi şahadet getire getire – etrafında Yasin okuyanlar, hiç anlayamadık- mânâ oldu uçtu. Tarih: 27 Haziran 1947

Ruhu için el Fatiha.   









Bu Sayfanın Geldiği Adres
Tasavvuf Derneği
http://www.tasavvufdernegi.com

Bu Sayfanın Adresi:
http://www.tasavvufdernegi.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=166