Akıldır kişiyi mesul eden



Hakk’a Giden Hak Yolcuları!

Rehberimiz

Kur’an-ı Kerîm,

gerçek mürşitlerin telkîni

olacaktır.

Akıldır, kişiyi mes’ul eden!..

Allah cümlenizden razı olsun. Allah, rızasından ayırmasın. Sevgisine mazhar kılsın. Vatanımızı, dinimizi, evlad u ayâlimizi, ahbab u yârânımızı bütün kötülüklerden korusun ve muhafaza eylesin. Allah u Zülcelâl İslâm âlemine huzur versin.

Âyet-i Kerimede Mevlâmız:  

 İhsân eyle [1]    “Allah sana nasıl ihsân etti ise, sen de öyle ihsân eyle.” Allah’ın bize çok büyük ihsanları, lütfu keremleri vardır.

Allah’ın bize ihsânlarını en güzellerinden bir tanesi: Akıl.

 “Fa’tebirû yâ ulilebsâr” [2] Ey düşünen insan, ey akıl sahipleri. Kur’an-ı Kerim akıl sahiplerine hitap eder Hakkı -bâtılı seçen, akıl sahipleridir. Akıl olmayan kişi mes’ul değildir. Hiçbir günahtan, ne kanuni, ne zâhiri, ne bâtınî ne Şeriat yönüyle hiçbir şeyden mes’ul değildir. Kişiyi mes’ul eden akıldır. Onun için Cenâb-ı hak akıl nimetini methediyor ve akıl sahiplerine Allah hitap ediyor: Ey akıl sahipleri!

Akıl nimeti kadar güzel bir nimet yok. Akıl, akl-ı maaştan çıkmış, adımını göre göre atan insan. Nefsin bütün emellerinden kurtulan akıl, dünyânın bütün entrikalarına, bütün tehlikelere, bütün tuzaklara “dur!” diyebilen akıl.

Bir var dünya aklı. Bakıyorsunuz ki hakikaten dünyayı evirip çeviriyor. Parmağında oynatan insanlar...

Biz öyle bir akıl istiyoruz ki, bizi bütün tehlikelerden, nefsânî olan, şeytanî olan bütün kötülüklerden korusun. Öyle bir akıl istiyoruz ki, akl-ı selîm bizi Allah’a muhatap yapsın. Öyle bir akıl istiyoruz ki, Hakk’ı -bâtılı, iyi- kötüyü fark ettirsin bize.

Şu insanoğlunu yan etkenlerden, tesirlerden kurtaran, nefsânî arzularına dur diyebilen, dünyânın cazibesine dur diyebilecek olan akıl, akl-ı selîm.

Ayet-i Kerimede de Mevlâmız (c.c.) buyuruyor ki:

  “Ve ahsin kema ahsenâllahu ileyk.”[3] İhsân eyle Allah yolunda, Allah’ın sana ihsân ettiği gibi.

Allah’ın en büyük ihsânı: Akıl nimeti. O akıldan çevrene ikram eyle, akıl ver. Allah’ın sana lütuf ve kerem kıldığı zekâ ve kabiliyetinle çevrene yardımcı ol.

Sen öyle bir insan olmalısın ki, ağzından akan havz-ı kevser olmalı. Sözün en tatlısı sende. Akl-ı selim ile düşünmüş, insanlara ilham kaynağı olan. Dilin en tatlısı, sözün en güzeli. Sözünü koklandığımız zaman madde yok, nefis yok, dünyânın en ufak bir katkısı yok onun lisânında. Tertemiz bir insan. Allah’ın sevdiği, tertemiz, arınmış, temizlenmiş, sadelenmiş insan.

Melâmet, insanı bütün engellerden kurtarır, üç mertebede. aì¢mì¢à m¤æªa 3¤j Óaì¢mì¢ß[4] “Mûtû kable ente mûtû” ölünüz. Yani size ârız olan, sonradan sizin üzerinize gelen nispet varlıklarınızdan, nefsî arzularınız dan, gurur ve kibirlerinizden, şirk ettiğiniz bütün varlıklardan süzüle süzüle süzüle tertemiz. Mûtû: Ölünüz. Zandan, evhâmdan, hayâlden. Tertemiz bir hâle geleceksiniz.

Siz bir yere hazırlanıyorsunuz. Hz. Muhammed o yere geldi de “Men reâni fakad raal Hak” “Beni gören Hakk’ı gördü.” dedi. Siz Hz. Musa’nın girdiği harem-i ismete hazırlanıyorsunuz. Siz Muhammedî Melâmete giderken dünya bütün haşmetiyle önünüze düşse dönüp bakmayın! Sizi Allah’tan alıkoyan şeylere artık sakın takılıp kalmayın.

Sizi hazırlayan Pîr Seyyidin telkîni, Hz. Muhammed Mustafa’nın telkîni. Hz. Sıddık’a mağarada verdiği telkîn

  “La tahzen innallahe maana”[5] Korkma ya Sıddık Allah bizimle beraberdir. Allah’la beraber olmanın aşkını, iştiyakını, zevkini yaşatabilmek için Sıddık’le diz dize oturdu, ona kalbî zikir  verdi. Allah’ı teffekkür etti, kalbine koydu, zikrullah ile başladı.

Hz. Sıddık “Bana öyle bir hâl oldu ki diyor, ben bir sâikaya uğradım. Bütün korku benden kalktı. Ben kendim için korkmuyordum. Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa’ya zarar gelecek diyeydi korkum. Müşrikler kapının önünde.

 Gözlerimle gördüm, ayaklarını seyrediyordum. Kesene, başını getirene yüz deve va’dedilmişti. O Nebiler Nebisi zerre kadar korkmuyordu. Ve o mağaranın önünde kuşlar cıvıl cıvıl, yuvalar yapıyor, ötüyorlardı. O örümcekler kapımızı örüyorlardı. Ve müşrikler geldiler, taştan iz süren izcilerle beraber geldiler.

Dediler:

-Buraya insan girmemiş, bakın örümcekler örmüş, kuşlar yuva yapmış”

Allah’ın Resûlü bana:

 -Korkma ya Sıddık, Allah bizimle beraberdir.

 

“Elâ inne evliyâAllahi lâ havfun aleyhim ve lâhüm yahzenûn.”[6]

 Biz ne zaman diyeceğiz, korkma korkmayın sizin için korku, hüzün yok?



-Korku kimedir?

-Gafiller korkacaklar. Allah’a şirk edenler korkacaklar. Allah’ın dostları için, sevgilileri için korku yoktur. Ey akıl sahibi insan! Akıl sahibi olan insan bir harem-i ismete hazırlanıyor. Akıl sahibi olan kişiye ne veriliyor? Zikrullah veriliyor. Gafletinden, bütün nefsanî olan şeylerinden arınsın, varlık ve benliğinden soyunsun.

Bu yolda yürürken çok daha dikkatli, adımını göre göre atan, hareketleri kontrollü. Mukaddes vâdiye abdestli girilir. Gözü abdestli Allah’ın nûruyla nazar eden, ağzı abdestli, dili zikrullah ile, Allah diye yürüyen, elleri abdestli zarara gitmeyen, insanlara iyilik etmek için yarışan, telkîne sadâkat, Hak Mürşidin emriyle dosdoğru yürüyen ve yürütebilen siz olacaksınız.

Sen, dünyânın insanı değilsin! Sen ukbânın insanı değilsin. Allah için yaratılan, nâz ve niyâza doğru yürüyen, telkîne sadâkatle, Hak Mürşidin açtığı yoldan samimiyetle yürüyen insan sen olacaksın. Öyleyse bu yol, ârifler yolu, âşıklar yolu, sâdıklar yolu.

Biz kendimizi öyle akl-ı selim terazisinde tartacağız ki, “Biz kimiz?” Bekleme sana soru-suâl melaikesi Rabbin kim? Nebin kim? diye sorsun, bekleme!... Hak Mürşit soruyor sana.

 Rabbin Allah, Lâ fâile illallah. Rabbin, seni terbiye eden, nispet fiilinden, nispet sıfatından, nispet vücudundan, dünyânın cazibesinden, hırstan, öfkeden, hiddetten, nefsânî olan şeylerden arındırıp seni harem-i ismete hazırlayan, senin terbiye edicin.

-Efendim biz Allah’a ne zaman kavuşacağız?

-Bin kerre tövbe diyelim. Allahsız mı kaldık da Allah’a kavuşma arayalım.

-Ya ne olacak?Bu dağlar yıkılacak, gök kubbe dümdüz olacak değil mi?

-Sen gafilsen, Allah’tan gafilsen, zikrin yoksa, hasedini, inadını, şirkini, benliğini atmadınsa, bu dağların yıkılması seni Allah’a getirmez.

Önemli olan senin dağlarının yıkılmasıdır. Nefsânîyet yıkılıp yerine Rahmâniyet gelecek. Zan, evhâmından, vehminden, gayrıyetten tertemiz yıkılacaksın, öyle bir âleme geleceksin ki: Elhamdulillah, ya Rabbi çok şükür!

“Hamd ü lillah Rabbiye çün eyledi zuhûr

Îmânımız var, kalbimizde kalmadı fütûr.”

Bekleme ki Allah’a gitmek için dağlar yıkılsın!

Yıkılsın dağlar! Nefsinin dağları, benliğin dağları, şirkin dağları, maddenin dağları, nefsânîyet yıkılsın, Rahmâniyet tecellî etsin.

Ben size gelecekte bir cennet va’d edemem, utanır, hayâ ederim. İçinizden birisi çıkar da derse ki:

-Gözüm Hak’la Hakk’a bakar, dilim Hak’la Hakk’ı söyler, kulağım Hak’la Hakk’ı dinler. Efendim bana neyi târif edeceksiniz? Vallahi Hak Mürşit gönlümde cennet kurdu, vuslat-i ilallah’a getirdi beni, fenâfillâhtan süzdü beni. Allah ve Resûlü’nü mirâç ettirenim ben. Benim Sidreyi Münteha’dan Fekane kabe kavseyne ev edna’ya yolum açılmıştır. Sakın ha, benim önüme engel koyma!..

İşte Efendiler, bu engellerden aşabilmek için Hz. Sıddık gibi sâdık, Hz. Ömerü’l-Faruk gibi Faruk, Hz. Osman gibi Zinnûreyn, Hz. Âli’nin Kerremallahu Veche sırrına erebilmek için Hak yolda sadâkat...

Öyleyse silkeleneceğiz tozumuzdan toprağımızdan. Silkeleneceğiz maddemizden. Silkeleneceğiz dünyamızdan, ukbamızdan. Silkeleneceğiz avam itikatlarından. Havâssül Havass sırrına ereceksin. Ramazan’a hazırlanıyorsun.

Ey Efendiler! Her sözün bir hakikatı vardır, zâhiri ve bâtınî. Öylese    “İnnemel mü’minine ihva” [7]Mü’minler kardeştirler. İhvân, kardeş demektir.

Biz Hz. Muhammed Mustafa’ya kardeş olmaya hazırlanıyoruz. Biz O’nun Cihâr-i Yâr-i Güzin’in kardeşliğini ilan ediyoruz. Biz O’na kardeş veriyoruz. Bu kardeşler nasıl olacak? Soruyorum size. Seyr-i Billâh, Seyr-i Fillâh, Seyr-i ilallah olacaklar. Öyle süzülecekler ki varlıklardan, öyle elenecek ki benliklerden hiç zerre kadar engel, onların gözüne perde olmayacak.

Cehennemle korkutamam sizi, utanır, hayâ ederim. Cehennem korkusuyla ibadet eden korku müslümanı. Cennet arzusuyla kasıtlı bir ibadet… Biz cehennemle cennetin ötesinde sevişelim, kaynaşalım, garazsız, maksatsız. Öyle bir âleme gelelim ki Aman Allahım!… Melâmet bizi öyle bir âleme getiriyor.

Melamîdir evliya, dahi nice enbiya,

Cihâr-i bâ safa, kendine gel hey kendine!

Biz bir tarîkat mensubu değiliz. Bir hakikatın özü, zübdesi, mânâyız biz. Seni arıyorlar. Öyleyse sen saadete ereceksin. Sen, Hz. Muhammed’in hane-i saadetinin mensubu. Sen Ehl-i Beyt’in mensubu. Sen, dünya-ukbânın ötesinde mânâ ile kenetlenmiş olacaksın. Öyleyse soyun yavrum, silkelen! At yahu at! At denileni tutma.

Bu mukaddes vadiye girerken öyle temiz… Daha fazla zikrullah ile kaynaş, daha fazla muhabbetullaha gönül ver, daha fazla Hak Mürşidini takip et.

Bu iz, vallahi Hz. Muhammed Mustafa’nın izi. Bu O’nun kelâmı, O’nun sohbeti, O’nun muhabbeti. O yolda seyr-i sülûk et, geriye bakma, helâka uğrarsın.  Sakın sağa-sola bakma, şaşılardan olmayasın.



Öyle bir yoldasın ki, ihdinas sıratel müstakim. Bu yolda abdestli yürüyeceksin. Bu yolda temkinli ve dikkatli olacaksın. Hak yolda   “Festakim kema ümirte”[8] Emrolunduğun gibi doğru giderken sakın ha, hiçbir şey yoluna engel olmasın. Adımlarını göre göre at, doğru yoldan yürü.

Sen, düşün ve tefekkür et: Neyle mücehhezsin? Seni Allah kendi sıfatlarıyla süslemiş. Hak Mürşit ruhundan ruh vermiş, Ruhullah sırrına mazhar kılmış. Biz ehl-i hâliz. Ehl-i zevk olacağız, ehl-i aşk olacağız, ehl-i irfan olacağız. Ne zaman? Vakit geçiyor, bir an evvel dikkatli ve uyânık olalım.

Allah bizi sevdiklerinden ayırmasın, sevgisine, aşkına, muhabbetine mazhar kılsın.

Hamdolsun böyle bir cemiyetin muhatabı olmak benim için bir şeref! Allah diyen bir cemaatla karşı karşıyayım. Hak Mürşitle yedullah görmüş, sırrına mazhar düşmüş, zikrullah eden, zâhiri ve bâtınî -iç- abdestini almaya çalışan, sırra kâdem basan, seyr-i sülûk eden bir cemiyetin karşısında bulunmak, o cemiyetle haşir-neşir olmak ne büyük şeref… 

 Aile birliklerinize Allah’ın Resûlü’nün güzel ahlâkını getirin. Dilin en tatlısını, sözün en güzelini siz söyleyin. Hanelerimiz şükreden, hamd eden, zikreden, secde eden…

Benim evim, Hz. Muhammed Mustafa’nın evidir. Muhammedi Melamîleriz. Biz sırrımızı ilân ettik. Allah korusun ve muhafaza eylesin. Sırrımız Sırrullah, ilmimiz İlmullah, kelâmımız Kelâm-ı Hak’tır bizim. İyi niyetimiz var. İnsanlara iyilik etmek için yarışan, sözün en güzelini söylemeye çalışan, ikram eden,ihsân eden.

 “Ve ahsin kemâ ahsenâllahu ileyk” [9] Allah sana ihsân et diyor, tatlı dilinden, güler yüzünden, güzel ahlâkından, maddî ve mânevî bütün varlığından etrafına ihsân et.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Ashabi ken nücüm İktedeytüm ihtedeytüm” Ashabım yıldızlar gibidir, onlara uyan hidâyete erer.

-Ya Resûlallah, seni gören, çocuklarını kesti. Nasıl ben ona ashabın yıldızı diyeyim! Seni gördü, seyretti, çocuğunu kesti. Sana ihânet etti, yavrularına kötülük yaptı.

Biz O’nun mânâsına vuslat ettik. Hz. Muhammed’i (a.s.v.) enfüsümüzde Tafsilat-i Muhammediyesiyle, Hakikat-i Muhammediye’siyle,   “Fe kane kabe kavseyna ev edna’[10]sı ile gönlümüzde Muhammediyet’i zuhûra getirdik. Biz öyle Muhammedi bir Melamîyiz ki, dil onu târif etmez.

Sen bulunduğun yerin yıldızı olacaksın. Sen Hakkı, söyleyeceksin. Sen, Ashabın hâliyle hâllenip, ahlâkıyla ahlâklanıp o hâli yaşayan birisi olacaksın.

-Yahu bizde bir komşu var, Allah Allah aca ilk defa o yardım eder, yetimin elinden o tutar, sözün en tatlısını o söyler, iyilik etmek için o yarışır. Vallahi desem ki zamanları kaldırmış, mekânları kaldırmış, öyle bir zamanın adamı ki, dersin ashabı yaşıyor. “Dersin” kelimesi çok!..

“Tevhit et Hakkı Hak ile

Ef’al, sıfat-i zât ile

Gir ol vücud-u vahide

Her nefes zikrullah eyle

Kalp ile fikrullah eyle.”

“Geçmeyecek anlar sırat

Vermeyecek anlar hesap

Dünyada verdiler hesap

Hep gördüğü didar olur.”

Muhammedîyiz biz. Yaşayanıyız biz. O’nunla hayât bulanlarız biz. Öyleyse sen o hâli zuhûra getirip yaşayacaksın yavrum. Erzurum’dan buraya kadar geleceksin yavrum.

-Var mı orda Melamî?

-Ben!

-Hah, sen Hakk’ı zuhûra getireceksin. Sen, Hz. Muhammed’in ahlâkını giyineceksin. Sen O’nun izinden gideceksin. Sen O’nun sohbetiyle, muhabbetiyle haşir-neşir olacaksın yavrum! Bir kişi, âlemlere bedel. Allah’a nihâyetsiz hamd ü senâ. Ne kadar şükretsek az. Onun için bize düşen nedir?

Diyor ki:

-Habibim, seni iki cihan serveri Hatemü’l-Enbiya yaptım. Habibim, sen nebiler nebisisin. Habibim, sen benim muhatabımısın.

Allah’ın Resûlü öyle bir aşka tutuluyor, öyle bir sevgiye tutuluyor, öyle bir zikre tutuluyor ki, Cenâb-ı Hak diyor:

-Habibim n’oldu kendini kaybediyorsun? Sen geleceğinden müemmensin. Ya Muhammed nedir bu hâlin?

 Efalâ ekün abden şeküra” Şükreden bir kul olmayım mı?

Günden güne zikri artıyor, aşkı artıyor, zevki artıyor, muhabbeti artıyor. Öyle bir âleme geliyor!



Bizim ihvânımız günden güne öyle bir âleme gelmeli ki, yüzüne bakan hiç gayrullah görmesin. Silinmiş mâsivadan, tertemiz. Her günün biraz daha terakki, biraz daha ileri. İlhâmın açılsın yavrum, feyz-i ilâhîyen tecellî etsin. Aşkın, muhabbetin zuhûra gelsin.

Allah bize razı olduğu iyilikleri bol bol ihsân eylesin, ikram eylesin inşaAllah. Allah hepinizden razı olsun. Siz getiriyorsunuz bana, feyiz veriyorsunuz. Yüzünüze bakan ilhâm alır, feyiz alır, aşkla kenetlenir, hamdolsun.

Allah hepinizden razı olsun. Zikriniz daim olsun. Muhabbetiniz ezel - ebed var olsun. Ramazana doğru hamd olsun her nefes yaklaşıyoruz. Ramazanımız mübarek olsun. Aile birliklerinize, selâmlar, saadetler, Allah’tan iyilikler diliyorum.

Hamdolsun! Allah diyeniz, zikredeniz, Hakkı-bâtılı seçen, helâli-haramı fark edeniz. Hak Mürşidin telkînine sadâkat, emrine itaat, yolundan gitmeye çalışanlarız Allah hepinize razı olduğu iyilikleri bol bol ihsân eylesin.

Eskişehirden gelmiş arkadaşlar, Balıkesirden gelmişler, ziyâretimize gelmişler. Allah razı olsun. Tabiî gelecekler, görüşeceğiz nasibimiz kadar. Dostlarımız geliyorlar.

Biz madde üstü dostuz. Dünya üstü dostuz. Siyaset üstü dostuz. Buraya geldi bazıları siyasî emellerine biraz insanları çeksinler diye Geldiler-gittiler, bulamadılar.

Dediler: “Bunlardan hayır yok bize!”

-Yok, doğru. Biz mânânın insanıyız. Hakk’ın insanı olmaya çalışıyoruz. Allah ve Resûlü’nün rızası doğrultusunda gideceğiz. Ne dünyâ, ne ukbâ… Bizde onları bulamayacaklar. Sizi koklayan sizde Hz. Muhammed Mustafa’nın kokusunu,

  “Sıbgatallah”[11] Allah boyasını bulacak. Size gelen hep iyilikler bulacak. Belki çok görüyoruz, ama çok değiliz. Hepimiz bir taneyiz.

 “  veinne hazihi ümmetüküm ümmeten vâhid.” [12] Çokluğumuz bizim tekliğimizi bozmaz. Biriz biz, kardeşiz biz. Onlar bir vücutturlar. Birine iğne batsa hepsine batar. Onlar zevâhirde çok görünseler de denizin dalgaları gibidirler. Dalga çoktur, deniz birdir. Dalga gördüğün anında deniz olur, deniz gördüğün dalga olur. Bu ilâhî dalga ilâhî tecellî, ilâhî zuhûrattır bu.Hamdolsun az yol kat etmedik!

-Nasıl?

-Biz ihvânımıza illâ tembih etmedik ki: “Sigara içersen gelme buraya!” Öyle şart koşmadık, ama sigarayı bile attılar. Hepsinin  abdestli olduğuna inanıyorum, ahkâmlı, ahlâklı, erkâna riâyet eden, Hak yolda giden. Şükür!... Bir zamanlar vardı ki, söylemeye utanır, hayâ ederim. Öyle bir dönemden Allah’ın lütf u keremiyle..

Hocaefendiler, âlimler, âşıklar, sâdıklar, sizin gibi sâdık dervişanlar verdi Allah bize. Caminin çatısı altındayız, elhamdulıllah! Efendimiz -Ruhu şad olsun- dua etti: 

-Allahım burayı Medine eyle. Ravza-i Mutahhara olsun. Burda Hz. Muhammed zuhûra gelsin. İhvânlar burada emin olsunlar.

Mekkeden kaçtı Peygamberimiz, gece gitti. Medine-i Tâhire’ye sığındılar.

Elhamdulillah, çok şükür bura böyle devam edecek Allah’ın izniyle aşkı, muhabbetiyle inşaAllah.

Peygamber Efendimizin ve bil cümle peygamberânın ervahı için, Allah rızası için bil cümle geçmişlerimizin ruhları için rıza en lillahi’l - FATİHA.

0 4. 02. 1994 

 


 

[1] Kasas, 28/77

[2] Haşr,59/2

[3] Kasas, 28/77

[4] Keşfu’l-Hafâ, II, 291

[5] Tövbe, 9/40

[6] Yunus, 10/62

[7] Hucûrat, 49/10

[8] Hûd, 11/112

[9] Kasas, 28/77

[10] Necm, 53/9

[11] Bakara, 2/138

[12] Mü’minûn, 23/52









Bu Sayfanın Geldiği Adres
Tasavvuf Derneği
http://www.tasavvufdernegi.com

Bu Sayfanın Adresi:
http://www.tasavvufdernegi.com/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=16