İzmir, 25. 3. 2007
Esselamualeyküm
Muhterem Dostlarım!
Allah’ın rahmeti, merhameti, mağfireti üzerinizden eksik olmasın.
Biz Allah ve Resulünde, Kur’an-ı Kerim’de kardeşiz. Birbirimizin sevgisine, muhabbetine, alâkasına, ilgisine, şiddetle ihtiyacımız vardır. Birbirinizi Allah rızası için sevmedikçe iman-ı kamil olamazsınız. Allah için sevmek, Hak yolda birlik beraberlik ruhuyla yaşamak ne kadar güzel! Mürşidimin buyurduğu gibi:
Sevin birbirinizi Allah için Resul için
Yükselin arşa kadar mamure edin dört yanı
Anlıyoruz ki sevginin halledemeyeceği, imar edemeyeceği hiçbir müşkilat, zorluk yoktur. Birbirimizi hüsn-ü zan, iyi niyet, iyi amelle değerlendirelim.
Melametin geçirdiği hadisat, olaylar, bizlere ders olmalıdır. Bizi o hale kimler düşürdü? Ve biz o halden nasıl kurtulmalıyız? Elbetteki bizden olmayanlar… Kasıtlı gayeli olanlar… Şeriat-ı Muhammediye’nin ahkamına, güzel ahlakına ters düşenler… Bunlar daima kendilerini başarılı, münevver, bilgin sayan bir zümre. Tarikat-ı Melamiyeyi hazmedemediler. “Revaçtan nasıl düşürürüz?” dediler. İçleri yabancı, dışları bizden gözükenler… Bunları fark edemedik. İçimize sızdılar. Biz de sizdeniz, dediler. Bunlar tevhit düşmanı. Maalesef birçokları bunlara tabi oldular. Oldular da akıbetleri hiç iyi olmadı. Ebediyen de olmaz ve olamaz.
Muhterem Dostlarım!
Hak dost buyuruyor ki:
Hem şeriat, hem tarikat, hem hakikat, marifet
Bir melamiden zuhur etti bu hikmet madeni.
Gayemiz önce İslam, Kuran. İman-ı kamil, amel-i salih olacağız. Peygamber Efendimiz: “Bu zevat-ı kiramın elinden, dilinden, azalarından kimseye zarar gelmez.” buyurmuştur.
Şeriat-ı Muhammediye dedik mi, Hz. Muhammed’e Allah tarafından gönderilen, peygamberimizin “Alın!” dediği emirler ve yasakladığı, Allah’ın da haram kıldığı kurallardır. Bizler bu çerçeve içerisinde şeriat-ı Muhammediye’nin güzel ahlakıyla, ahkamıyla inşallah hedefe yürüyeceğiz ve çok şükür yürümekteyiz.
Biz ilahi emirlere bağlı olarak hakikate ermek istiyorsak, bu, hakkımızdır. Bu da mürşid-i kamilin tarif ve telkiniyle gerçekleşecek inşallah.
Muhterem Dostlarım!
Hiçbir tarikat, şeriat-ı Muhammediye’ye bağlı olmadan hakikate eremez. Bunun aksini iddia etmek, çok yanlış olur. Şeriat-ı Muhammediye’nin emir ve rızası doğrultusunda hakikat-i Muhammediye’ye erilir. Allah bu yolda elimizden tutsun. Hz. Muhammed’in emri ve ahkam-ı şer’iyesi ile amel edenler, kemale erdiler. Muhammedî olanda yalan yok, haram yok, aldatmaca yok, hakka tecavüz yok. Can u gönülden ilahi emirlere bağlı olup onları yaşamak var.
İşte ondan sonra hak mürşidin emir ve rızaları doğrultusunda zikir yapma, tefekkürlü olma, kadere rıza gösterme, halde tevhit edebilme, iyilikte, tenezzül ve tevazuda yarışma. Mürşidin tarifi üzerine şirk fiilden, şirk sıfattan, şirk vücuttan soyunup zat-ı Hakk’a mazhar düşebilme…
Ne kadar güzel söylemiş hak dost:
Ölmüşüm ölmezden evvel, erdi canım vahdete
Ol beka-yı gülşen-i vahdetteyim yekdâne ben
Bu zat-ı muhteremi bu hale getiren, hak mürşidin telkinidir. Soyunmuş dünyasından, geçmiş bütün varlıklardan, zan ve evhamdan. İman-ı kamil, amel-i salih yaşantısıyla hidayet olunan yolda yürümekte. Allah bu zat-ı muhteremleri müslüman milletin arasından eksik etmesin. Bunlar, mütevazı, alçakgönüllüdürler. Güzel ahlakın örneğini vermekteler. Halkın yüzünden Hakk’ı severler. Niçin, niye, nedenlere takılmazlar. Allah himmetlerini üzerimizden eksik etmesin. Amin! Amin!
Muhteremler!
Görüyorsunuz ki 300 sene, 500 sene evvel vefat edenlerin kabirleri hergün binlerce kişi tarafından ziyaret edilip fatihalar okunuyor. Ma’şallah o zat-ı muhteremler bu takdiri, bu saygıyı kazanmışlardır. Güzel, peki ama acaba bunların kökü kesilmiş mi? Bunların soyu devam etmez mi?
Bunların maneviyatına erenler, halleriyle hallenip zevkleriyle zevkyap olan, onların canlı örneği olan ehl-i hal, ehl-i zevk, ehl-i mana olan zevat-ı kirama selam olsun.
İstiyoruz ki çıksın söylesin: “Vallahi biz ender fendadan bekaya geçtik. “Mutu kable en temutu.” sırrının mazharıyız. Hak mürşidin telkin ettiği iman-ı kamil, ilm-i ledün bizde vardır. Can mürşidin tarif ve telkiniyle ender fenadan geçmişiz. Yokluğu yok ederek bekada yer tutmuşuz.”
İşte bu zat-ı muhteremler için ne güzel söylemişler:
Geçmeyecek onlar sırat,
Vermeyecek onlar hesap
Mürşide verdiler hesap
Hep gördüğü didar, cemal, olur.
Şimdi taşları öpülen, toprağına yüz göz sürülen zat-ı muhteremler hayatta iken ne hakaretlere, ne hücumlara maruz kaldılar! Hak yolda, aynı yolda yürüyen şimdiki dostlara selam olsun.
Görelim ki tek gayeleri halde tevhit etmek, görerek, bilerek, yaşayarak şahadet vermek, halkın yüzünden Hakk’ı sevmek, emr-i Hakk’a itaatle al denileni alıp at denileni atmak olsun. Selam olsun bu zat-ı muhteremlere! Sevgi, muhabbet olsun bu zat-ı muhteremlere! Onların bulunduğu yere sevgi gelir, huzur gelir, muhabbet gelir. Onlar, ilmin, irfanın yanındadırlar. Barışın, sevginin yanındadırlar. Halk arasında bu zat-ı muhteremler nişansızdırlar, suret düzmezler yani şekle önem vermezler. Bunlar gönüle, ruha hitap ederler. Derler ki:
Surette nem var benim
Sîrettedir madenim
Kopsa kıyamet bugün
Gelmez perişan bana
Bu zat-ı muhteremlere halkın şiddetle ihtiyacı vardır. Halk barış istiyor, sevgi istiyor, ilim, irfaniyet istiyor. Kasıtlı gayeli ibadet değil, cehennem korkusuyla, cennet arzusuyla huzura dönme değil, cehennemden de öte, cennetten de öte rıza üzerine bir ibadet istiyor. İman-ı kamil, amel-i salih üzere bir ibadet istiyor hak dostlar.
Ulu Yaratanım!
Ezel ebet tut elimiz. Fisebilillah ibadet etmenin aşkını, zevkini tattır bize. Allah için başını secdeye koyan zümre-i salihine bizleri de ilhak et.
Ne güzeldir hak yolda gitmek. Hak Resulün izinde yürümek. Emrine itaat, telkinine sadakatle mü’min i muvahhit olmak. Günlük hayatında İslam’ı yaşamak, emr-i Hakk’a itaatle kulluk etmek. Ulu Mevlam bütün dostlara ve cümlemize nasip et.
Sonsuz selam, sevgi ve dualarımla sizleri Allah’a emanet ediyorum muhteremler, hoşça kalın.
HACI BABA
Hüseyin Sabri SOYYİĞİT