Esselamualeyküm
Muhterem Dostlar!
Sohbetler yapılıyor da önemli olan, sohbetleri değerlendirebilmektir. Tohum ne kadar güzel olursa olsun, münbit/verimli bir arazide varlığını gösterir. Sohbet yapılan kişilerde; dünya, ukba takıntısı varsa, bunlar, nefsine pay veriyorsa, niçin, niye, nedenlerden geçemediyse, bu kişilerde sohbetler, yazılan yazılar kaybolur gider. Çünkü kişilerin beyni, tefekkürü dolu. Dolu testiye su koymak da suyu heder etmektir, suya zarar vermektir.
Onun içindir ki hak mürşitler, önce dervişin düşüncesinde/tefekküründe ihtilal ederler. O kişileri dost ile vuslata ve halvete hazırlarlar. Hak mürşidin telkiniyle kemale gelirlerse, bunlar sohbetten, muhabbetten nasipdar olurlar. Çünkü at denileni atmışlar, al denileni almaya hazırdırlar.
Muhteremler!
Herkesi bu kutsi vadiye koymazlar. Çünkü o mukaddes vadi, kesret vahdet tevhit edenlerin vadisidir. Vuslat-ı yârla halvet olanların yeridir. Bu fikir, bu hal ile bu yaşantı ile o zevke erilmez. Ender fenadan geçmedikçe, emre itaat, telkine sadakatle at denileni atıp, al denileni atmadıkça, bu kutsi vadiye girmek, ol dost ile hemdem olmak hiç de kolay olmaz. Fehmi Efendi’nin buyurduğu gibi:
“Ölmeden Fehmi, bu zevke nail oldu sanmayın
Mûtû kable en temûtû, sırr-ihfa bizdedir” diyor.
Hak mürşit, iman-ı kamille öldürür. Ruhundan ruh verir, diriltir.
Sevgili Dostlar!
Muhterem Efendiler!
Kendimizi eksik kabul edemiyoruz.
Eksikliğin eyle kabul
Olursun indallah makbul.
Diyoruz ki: “Bundan alâsı mı var? Fenafillahı bildik. Bekabillaha erdik. Hatmülmakam olmuşuz.”
Bunları şimdi yazılardan, kitaplardan da öğreniyorlar. Öğrenmek, bilmek tevhit etmek değildir. O öyle bir hal ki zevk edip yaşamak, haliyle hallenip, zevkiyle zevkiyap olmak gerekir. Harfsiz, kelamsız, mekansız bir alem, hikmetler ve manalar alemi. Bu hikmetleri ve manaları bir yere kadar anlatmaya çalıştı zat-ı muhteremler. Bize neler neler söylediler…
“Geç ak ile karadan”
“Dünya ile ukbayı ko”
“Halde tevhit edenler, ederler hep teşehhüt.”
“Yürü canım hal ehli ol, kıyl u kali n’edersin”
Halin lisanı yine haldir, zevktir, manadır. Hak mürşit, bizi mahremiyete kadar getirir, telkiniyle rabıtasıyla. “Yürü kim meydan senindir bu gece.” Tefekkür ve hikmetler alemine istidadı tam olanlar eylediler iktida
Derviş, kesret vahdet tevhit eden, kesafetten letafete, letafetten kesafete geçen, uruç ve nuzül edendir. Söyle canım ne dersin? A canım, bu, bu kadar söylenir. Allah lütuf ve kerem kılsın, ikram, ihsan eylesin. Bu alemde herkes, sadakatinin, ihlasının, hak mürşidin telkinine gösterdiği samimiyetin semeresini almaktadır.
Kendini bulma, kendini bilme, sırrına erme ilmine İlm-i Ledün denir. Bu da bir mürşid-i kamilden dervişin gönlüne verilir.
Zat-ı muhterem ne güzel söylemiş:
Kurtulup şüphe i şirk-i hafiden bulduk eman
Korkma Fehmi var iken ol Mustafa sultanımız
Bir dervişin iki yüzü vardır: Bir yüzüne kurb-i feraiz, vahdet yüzü derler. Bir yüzüne kurb-i nevafil, tafsilat yüzü derler. Sevgili derviş bu iki yüzü de kullanmaktadır rabıtasıyla mürşitten aldığı telkinle. Sonra bunları Ademiyyet’te tevhid eder. Ademiyyet makam, Kavseyn makamdır. Yani Cem’ le Hazretül Cem’i birleştiren makam. Onun için Hak dost diyor ki:
Adem safiyullah çekti şehadet
Allah\'ı Muhammed\'i bir vücut gördü.
Bu görme senin de hakkındır. “Derviş isen semme vechullahı bul.” Allah\'ı Makam-ı Cem’den, Hz. Muhammed’i Hazretül Cem’den yani Tafsilat-ı Muhammediyeden görmek. Ademiyyet makam Kavseyn’de Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah ile ikmal eylemek… Bu ilim ve irfan telkini, mürşid-i kamilden okunur. Bütün yolları can mürşidim açar. Allah himmetlerini üzerimizden eksik etmesin! Uruç nüzul onda, vuslat-ı yârla halvet onda, canda cananın zevki şuhudu onda.
Bütün Hak dostlar, sevgili efendiler, vuslat-ı yârla halvet olanlar, ender fenadan bekaya erenler, sırat, mizandan geçip Hakk’a vuslat edenler, hep mürşid-i kamilin telkinine sadakat, emrine itaatla mana alemine girdiler, sonsuzluğa erdiler. Bu yolda uruç etmek, nüzul etmek, kulluk makamda zevk u sefaya ermek, “La havfun aleyhim” ayetine muhatap olmak ne büyük lütuf ve kerem! O öyle bir hal ki, Allah; dostlarına, sevgililerine ihsan ikram eder.
Bu alemde herkes sermayesine göre ticaret yapar. Can dost diyor ki:
Sermayemdir yokluğum
Hak varlığıdır karım
Gönlümdeki mihmanım
Bildirdi beni bana
Tevhit ilmi, mana ve hikmetler hazinesidir. Yokluğu sermaye edenlerin kemalatı tecelli etmektedir. Mevlana Hz.’leri Mesnevileri yokluk aleminden aldı. Bütün Hak dostlar, ilim ve irfaniyetlerini Hakk’ı diyet ederek buldular.
Cenab-ı Hak: “Ben sevdiğim kulumun diyeti olurum.” buyuruyor.
Ne mutlu Hakk’ı diyet edene, Hak yoldan yürüyene!
Ne mutlu kesret vahdet tevhit edene!
Ne mutlu hak mürşidin rızasını kazanıp telkin ve tarif üzerine hareket edene!
Allah bizi sevgisine mazhar kılsın, sevdiklerinden hiç ayırmasın. Emr-i Hakk’a itaat, telkine sadakatle vuslat-ı yârla halvet ettirsin inşallah.
Selam, sevgi, dualarımla cümlenizi Allah\'a emanet ediyorum.
HACI BABA
Hüseyin Sabri SOYYİĞİT
105.4. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.